Bir Adam..


Biz bir adamla tanıştık 7 ay kadar önce departman olarak..
Van'dan İstanbul'a kaçalı (!) yaklaşık bir ay falan olmuştu..
Otelde çalışmaya başladı bizimle..
...
Günler haftaları kovaladı, bizimki işine alışmaya başladı..
Saf çocuktu, ama temiz kalpli görünüyordu.. Hepimize efendi davranırdı, çoğu zaman daha önce bilmediği şeylerden ötürü kahkaha atmamıza sebep olurdu..
Oldukça fazla sayıda türkçe kelimeyi telaffuz etmekte zorlanırdı.. En iyi bildiği dil Kürtçeydi.. Geldiği yerde ihtiyacı olmamıştı Türkçe'ye..
...
İşinde tecrübe kazandıkça daha çok çalışmaya, işini daha disiplinle yapmaya başladı..
Önce ufak ufak Türkçe diksiyonunu düzeltti, sonra çat pat İngilizce'ye bile alışmaya başladı..
Otelin gerektirdiği kadar İngilizce ile birlikte, biz olmadan dahi yabancı misafirler ile konuşabilecek seviyeye geldi belli bir süre ardından...
...
Kara kış geldi.. İnce ceketinden başka giyinemiyordu.. Yoktu çünkü.. Kalın kabanını verdi bizim müdür, senin olsun dedi...
Giyecek iki çift çorap haricinde ayağına geçireceği bir şeyi yoktu.. Çorap aldı iş arkadaşları...
Fukara olmanın en sert koşulları ile mücadele etti resmen..
Her allahın günü, Avcılar'dan Taksim'e geldi, yalan yok bir gün de isyan etmedi.. Biz de elimizden geldiği kadar destek olduk her anlamda..
...
Bahar geldi, takım elbisenin özel kıyafet olduğunu öğrendi, çok dil döktük :) .. Normal giyinmeye başladı bir kaç hafta içerisinde..
Alışveriş yaptı, kapriyi öğrendi ilk.. T-shirt ve spor ayakkabıları oldu..
O giyinmeye başladıkça biz de sevindik.. Sordu cevapladık, önerilerde bulunduk..
Taksim'e çıktık beraber çok kere SPA'yı kapattıktan sonra..O ne kadar waffle'a gaffıl dese de, sevdi oldukça.. Bir ara her iki günde bir gider olduk hatta..
Yaz geldi, sıcaklar bastı her yanı.. Bir gün otele parmak arası terlik, RayBan gözlük ile geldiğini gördük.. Sevindik, alıştı İstanbul'a diye..
...
Daha önceden hayatında görmediği için, çoğu çok normal konuda illallah getirtiyordu ama, hepimiz seviyorduk kendisini..
O da bizi seviyodu, aynı şekilde..
Bazı garip davranışları vardı, evet. Hep ömrü boyunca görememiş olmasına vuruyorduk hareketlerin absürtlüğünü aynen yukarıda dediğim gibi..
Bilemezdik o İstanbul'a alıştırmaya çalıştığımız adamın böyle arkadan vuracağını..
Gerçi kabak çiçeği gibi de açılmıştı bizimkisi son zamanlarında.. Çok abartmaya başlamıştı eskiye nazaran yaptıklarını.. Bazen dayanılmaz oluyordu saçmalıkları, anlatılmazdı, yaşanırdı..

...

Eşcinsel çıktı abi adam.. Yüzünde yazmıyordu ki görelim, ona göre davranalım.. Tercih özgürlüğü konusunda problemim yok. Saygımız sonsuzdur ama burada olay çok farklı..
Müdüre aşık olduğunu -müdür de erkek tabî- açıklayıncaya, sonraki gün müdür bana şok içinde durumu anlatıncaya kadar nasıl da "garip adam" idi gözümde.. En fazla sıyırmıştır, psikolojik sorunları vardır diyordum garip hareketlerine..
Tabî daha fazla barınamadı otelde.. Travesti olacaktı eğer bizimle çalışmasaydı, kendi kendine seçenek koymuştu hayat için bu şekilde. Beni atarsanız, öyle olurum demiş hatta müdüre...
Oysa işten ayrıldıktan sonra aynı mevkiide bir çok otel kapısını açardı, neyse..
Senin yüzünden bu hallere geldim diye çok üzerine gitmişti müdürünün.. Dertlerini paylaştığı, Abim diye sevdiği, sonunda da aşık olduğu o adama neler yaptı itirafından sonra.. Ben yıllık izinde iken son ihtarını alarak kovuldu işten..

O günden sonra başlıyor işte asıl hikaye.. Bana sonradan anattılar olanları; bir gün sonra atıldıktan, otelin 9. katına çıkmayı başarıyor güvenlikleri geçerek bu çakal.. İntahar edicem beni işe alın diye, otelin sahiplerine kadar duyuruyor sesini bas bas bağırarak. Taksimin göbeğindeki, 4+1 yıldızlı otelde olana bak.. Personel müdürü geliyor, genel müdür geliyor zor ikna ediyorlar.. Ama herifin işi bizim müdürle bitmiyor tabîki..
Günde 150 kere telefon açıyor otele, bizim departmana ve personel müdürüne.. İllallah dedirtiyor herkese.. Müdürlerle görüşme talep ediyor, otele girmeye çalışıyor vs..
İki-üç gün sonra, Şişli'de caminin oradaki ışıklarda, bizim müdür motorda kırmızıyı beklerken -motoru var- arkadan koşarak bıçaklıyor adamı bu şerefsizin çocuğu.. 20 dikiş atılıyor hastanede adamcağıza..
Bu sıfatsızın evladı da oteli arıyor direk akşamında.. Müdürü vurdum diye haber veriyor, polisi arıyor böyle böyle yaptım diyor..
Aynı gece, bir üst geçide çıkıyor yakınlarında bir yerlerde.. Haber verdiği polis geliyor bunu alıyor ordan.. İçeri tıkıyorlar puştun evladını.. İki gün içerde kalıyor, sonra mahkemeye çıkıyorlar, bizim müdür ile birlikte.. Herkes bekliyor ki, ceza alsın; içeride kalsın..
Bomba yer burası: Herifi serbest bırakıyor mahkeme.. Doktorun raporunda ölüme sebebiyet verebilecek bir yaralama olarak geçmediği için..
...
Adam şu an dışarıda.. Personel müdürünü arayıp makine alacağım, öldüreceğim onu diyerek tehdit ediyor aklı sıra uzaktan bizim yaraladığı müdürü.. Hesabım kapanmadı O'nunla diyormuş telefonda.. Adama telefon hattını değiştirtti, tüm departmanın dengesini bozdu, sayesinde acaip göze battık ve benim terfi olmamı uzun bir süre erteledi.. -ibne !-

Pek inanası gelmiyor insanın düşündükçe ama hayat bazen bu kadar gerçek ve acaip olabiliyor..
Niye anlattım, bilemiyorum ama.. Öyle işte..

Siz siz olun falan diye zırvalamak da istemem, böyle bir şey 40 yılda bir olur, ya da o bile olmaz herhalde..
:)


taksim


İspanya, İbiza


Nasıl vize alma konusunda başarılı olunduğunu aşağıdaki postumda az çok yazmıştım. Biraz detaylandıracak olursam, ilk kez pasaportunuza vize alacaksanız benim gibi; tavsiyem kişisel başvurudur. Abartılı olarak tüm istenen belgeleri orjinalleri ile birlikte -orjinallerin fotokopilerini alıp kendilerini geri veriyorlar- götürmek, ayrıca hesapta da kalınacak gün X 750TL bulundurmak gerekiyor. Daha önce Schengen almış olanlar için istenen belgeleri gidilecek acentaya iletmeleri yeterli olacaktır. [Yasadığım zorluklara ve girdiğim zararlara başka giden olursa katlanmasın diye yazdım bunları, yoksa bilmişlik olarak algılanmasın.. :) ]



İstanbul'dan Madrid'e, Madrid'den Ibiza'ya toplamda 5.5-6 Saatlik yolculuk sonrasında varılıyor. Bilindiği üzere, Ibiza gece klüpleri ve sınırsız eğlenceleri ile ünlü bir ada. Alana inip, valizi aldıktan sonra direk insanı sarıyor bu Ün'ün havası. Tartsan avuç içi kadar bile tutmayacak kadar ufak kıyafetleri ile kızlar karşılayarak en ünlü klüplerin broşürlerini, indirim kartlarını veriyorlar çıkan herkese..


Otel tercihi konusunda, seçilebilecek iki merkez var. Birincisi Ibiza Town (Eivissa), diğeri ise San Antonio (Sant Antoni).. Kesinlikle önerim Town'a yakın bir yerlerden otel beğenmek -Talamanca gibi-, eğer kafa dinlemeye gidilmiyorsa - kafa dinleyeceksen Antalyaya git daha iyi - . Adanın iki ucu diyebilirim bu iki bölge için. Hem kesinlikle gidilmesi gereken gece klüplerine yakınlığı, hem havaalanına yakınlığı açısından bu çok önemli. Bizim kaldığımız Talamanca Plajı, her yere yakınlık bakımından oldukça iyi idi.


İlk giden için mecburi harcamaların en başında taxi yer alıyor otele kadar. Eğer transfer dahil bir paket alınmadı ise acentadan ve ağırlıklar fazla değilse taxi tercihi yanlış. Havaalanından adanın en büyük merkezlerine direk otobüsler bulunuyor. Daha sonra iki merkezden aktarma yaparak adayı dolaşmak mümkün. San Antonio - Hava Alanı arası taxi ile 50 Euro, Ibiza Town - H.Alanı Arası 10-15 Euro arasında tutacaktır taxi ile de. Hem alandaki, hem de merkezdeki Information Desk'lerden otobüs tarifeleri alınabilir. Biz almayı akıl edemedik ama manuel araştırmak yerine kağıt üzerinden takip etmek daha faydalı olacaktır :)



Pahalılık..

Yukarıda, vize başvuru koşullarından birisi olarak gün başına 750TL demiştim. Çok abartı gibi görünse de, gün başına gerçekten 250-300 milyonu gözden çıkartmak gerekiyor. Şöyle düşünülebilir, burada fiyatlar ne ise orada da aynı. Tek farkı, oradaki etiketin üzerinde Euro yazması. 40-70 Euro arası Club Giriş ücreti vermek, bir suya 2 Euro, bir içkiye 18 Euro bayılmak (Clubde küçük su 8 Euro) gerekiyor. Taxiler yanlış hatırlamıyorsam 4 Euro civarından açılıyor ve 10 Cent atıyor her 8-9 saniyede bir. Korsan taxilere çok dikkat etmek gerekiyor; zira oralı olmadığınızın yüzünüzden belli olması, çok ters yerlerde çok yüksek paralara bırakılabileceğiniz anlamını taşıyor. Plajların her hangi bir giriş ücreti yok, şezlonga ve şemsiyeye para ödeniyor ama ona da gerek yok. İçkiler yine barlardan temin edilebilir. Son olarak bir dolu yer gezmiş olmama rağmen, en ufak hediyelik eşyanın fiyatına da bakmış olmama rağmen, 1.95€ dan aşağıda fiyat göremedim.


İnsanlar..

İnsanlara çok sıcak, içten adamlar diyebilirdim. Cafe Dél Mar'dan gün batımını izlemek için San Antonio'ya gitmeseydik. Fazlası ile İngiliz turistin, fazlası ile yaygaralı hareketlerini çekmekten midir nedir, Ibiza Town'a oranla çok soğuk davrandılar yer tarifi sorularımıza.
Information Desk'leri, Otelin resepsiyonisti ve Town'da bir satıcı haricinde İngilizceyi adam gibi konuşan kimseyi göremedik. İngilizce biliyor musun sorusuna cevap her zaman biraz şeklinde oluyor. Tarzancayı iyi yapabiliyorsanız ve onlar kadar "biraz" ingilizce konuşabiliyorsanız kaybolmazsınız. Ama salt Türkçe baya zorlar.


Ulaşım..

Ibiza'da bir yerden bir yere gitmek çok da zor değil. Sonuçta ufak bir ada. Ama yine de saatleri iyi ayarlamak gerekiyor. Otobüslerin %90'ı akşam 19:00'dan sonra çalışmadığı gibi, durağın 1cm dışarısında bile dursanız, sizi almıyor. 1 sn gecikseniz kapı kapandıktan sonra, tekrar kapıyı açmıyor. Yani Türk kuralları işlemiyor :) -sırf bu yüzden Cala Llonga Plajına gidemedik, açmadı şerefsiz kapıyı- Otobüsler genelde 1.5 Euro ile 5 Euro arasında. Bazıları bizim halk otobüsleri gibi bindiğinde parayı alırken, bazı daha uzak bölgeler için dışarıdan bilet alınıyor.. Araba kiralama 70-80 € arasında günlük olarak, var ise paranız rahatlıkla kiralayabilirsiniz. Trafik bizimki gibi sağdan akıyor, işaretler yeterli.. Biz Talamanca Plajı'na sınır bir otelde kalmıştık. Town ile arası taxi ile 8-9 Euro idi. Ama hemen 500 Mt ileriden Town'a bot seferleri yapılıyordu hem de gecenin geç saatine kadar. 3.20€ vererek gidiş dönüş yapılabiliyordu. Böyle detayları da öğrenmek iyi oluyor.

Yiyecek - İçecek..


Bu konuda otelin pansiyon durumu çok önem arz ediyor. Mümkünse sabah ve akşam yemekli Yarım Pansiyon bir otelde kalınmasını tavsiye ederim. Yoksa dışarıda yemek, baya pahalıya patlayabilir. Genelde Plajlarda yemekler Bar'larda yeniyor. Menüler oldukça pahalı sayılır. 8-16 Euro arasında değişiyor bir tabak yemeğin fiyatı ki, yanındaki içeceği ile beraber 20-25 €'yu bir öğün için gözden çıkartmak şart. Ayrıca Menüler İspanyolca & İngilizce olarak düzenlenmiş durumda.. Koca adada bulunabilecek doyurucu 2 yemek seçebildik. Domuz Eti konusunda sıkıntısı olmayanlar için Jamon Serrano ( bizim 1 ekmeğe yakın uzunluktaki sandwich ekmeğine domates ve çok ince dilimlenmiş domuz eti.. ) ortalama 3,5 ile 4,5 € arasında bulunabilir, her Bar'da mevcut. İkincisi ise Kentucky'de Tower Menu ( Kızarmış soğan ile göbek salata arasına tavuk burger, içecek + patates ) 6,60 € bunun da fiyatı, her yerde aynı.. Önemli olan karnımın doyması diyen varsa, sürekli Kentucky yiyerek parasını koruyabilir. Ayrıca aradık aradık son gün bulabildik; Town'da bir de Döner Kebab'cı bulunuyor. Ama işletenleri ve çalışanları Türk değil :) ..
Bu arada Bar ile Club bizim ülkemizde aynı anlamda iken, orada farklı.. Clublarda sadece içki var, Bar ise daha restoranvari hizmet veriyor.

Plajlar ve Cafe Del Mar..





Ibiza adasının her yanı plaj.. Dolayısı ile Türkiye'de olanın toplamından daha fazla sayıda plaj mevcut. Bora Bora (d'en Bossa), Ses Salines, Cala Llonga, Es Cana (d'es Canar) bunlardan ünlü ve güzel olanları.. Tüm sabahımız uyuyarak geçtiği için, Ses Salines'i görme fırsatım oldu sadece..



Benim arkadaş Bora Bora'yı da görebildi benden daha önce gittiği için.. Plajların haricinde gidilmesi gereken iki yer daha kaldı aklımda. En önemlisi, Cafe Del Mar'da gün batımını seyretmek. San Antonio'da, (Sant Antoni) tam batıya bakan bir uç burası. Cafe Del Mar gibi bir çok mekan, tam o ucun üzerinden gün batımı seyretmek isteyen misafirlerini ağırlıyor. Tam olarak neden Cafe Del Mar'ın isim yaptığını bilemiyorum. Ayrıca gün batımını oradan seyretmek inanılmaz.. Aşağıdaki videoda da görüleceği üzere insanlar kutluyorlar her gün, güneşin batışını.. İki Türk'ün gözünden Cafe Del Mar'dan gün batımı videosu aşağıda..


video


Son olarak yine gidemesek de, görülmesi gereken Hippy Market var. Anlatılana göre inciğin boncuğun gırla satıldığı bir yer. Hippy olmasanız bile ilgi duyuyorsanız uğramanız tavsiyedir. Es Canar (d'Es Canar) plajına çok yakın konumu.. Town'dan ortalama 25-30 Dakika.

Ve Gece Hayatı..


Anlatmak için çok kelime aramak lazım.. İnanılmaz gece klüpleri, inanılmaz partiler ve dünyanın en büyük isimleri sahne alıyor.. Türkiye'ye gelmeleri için yıl beklediğimiz isimleri bir hafta ara ile iki kere dinlemek bile mümküm.. Tiesto, Armin Van Burren, Paul Van Dyk, David Vendetta "Fuck Me I'm Famous".. Yeterlidir sanırım :)





Kesinlikle gidilmesi gereken en ünlü klüpler, Privilege, Amnesia, Pacha, Space ve El Divino.. El Divino'yu göremedim Pacha ile birlikte.. Ama Space'de Hed Kandi, Amnesia'da Espuma -Köpük Partisi-, Privilege'de Tiesto ve son gece yine Amnesia'da Armin Van Burren, dümdüz etti geçti diyebilirim.. Hayatımın bu 4 unutulmaz gecesini ömrüm boyunca hatırlayacağım..



Aşağıda Amnesia'da Espuma Partinin başladığı An'ın videosu bulunuyor.. Gecenin ilerleyen saatlerine kadar müzik devam ediyor, daha sonra geri sayım ile birlikte her yer köpüğe bulanıyor.. Ayrıca, özellikle Tiesto'dan bir sürü video var ama, onları yükleyecek kadar zamanım olmadı şimdilik.. Daha sonraki vakitlerde ekleyeceğim..

video

Son olarak, Alemin Gözü Yaşlı.. Ibiza Beşiktaşlı.. :)



İmla kontrolü yapamıyorum, çıkmam lazım. Hatalar için özür dilerim..


taksim

Yokluğun Cehennemin Öbür Adıdır

Beşiktaş 2 ay aradan sonra Şeref Bey stadına çıkacak ama biz ondan uzak kalıcaz. Türkiye de çözülemeyen saçmalıklardan biri olan "seyircisiz maç" olayı sevenleri ayırmaktan farksız. Aramızda sadece metreler olan sevgiliye uzanamamak gibi ona sarılamamak gibi bu durum bizim için. Beşiktaşı yine tv karşısında oturarak izliycez 

Ben bağırdım mı sahadakilere sesimi duyurmak istiyorum, 

Gişelerden girdikten sonra merdivenleri çıkarken her maç yeniden o heyecanı yaşamak istiyorum, 

Oyuncuları tek tek çağırırken takım her defasında tribüne toplu gelirken gülümsemek istiyorum. 

Maç iyi sonuçla biterse Beşiktaşla sevinmek, 

Kötü biterse Beşiktaşıma sarılıp Dolmabahçe yolunda "Beşiktaşsın sen bizim canımız" diye bağırmak istiyorum. 

Bunları benim elimden alanlar yerine dünyaları verseler kabul etmemi beklemesinler.


oneblood

Kısa Bir Aranın Ardından..


..te giren şemsiye açılmaz başlıklı bir yazı yazacaktım mevcut durumum ile alakalı aslında. Öyle ki, yıllık iznimde İspanya'ya gitmek için gerekli başvuruları yaparaktan, tarih yakın olduğu için uçak biletini de alıp vize için başvurmuştum. Yediğim RED cevabının şokunu atlattıktan sonra schengen olsun ne olursa olsun mantığı ile Oui Oui Paris diyerek Fransa Başkonsolosluğuna da başvurdum. Mevcut kadro değişeceğinden ötürü şu sıra Fransa'dan vize almak pek kolay değil dediler Fransa da RED verdikten sonra, bahane olarak..
Tam dün, işler bitti.. kafanı eğ ve yürümeye devam et oğlum burası Türkiye ne sandın şeklinde düşünceler ile blogu karalamayı düşünürken, sabah saatlerinde konsolosluktan gelen telefonla birlikte tüm hayaller yeniden yeşerdi.. Beraber İspanya'ya gideceğim arkadaşımın annesinin müthiş bir avukat olması, tüm kapıları açtı diyebilirim. Koca tatil.com'un yapamadığını, tek başına bir avukat ile ben iki dilekçe yazarak başardık ve İspanya Konsolosluğu vizemi onayladı..

Hafta içi döneceğim tekrar ama, yıllık izin dolayısı ile güneye devam edeceğim. Ay sonu gibi tekrardan karalamalara başlamayı düşünüyorum. Son anda içeriye giren şemsiyeyi aynı yoldan geri çıkartabildiğim için çok memnunum.
Kısa bir aranın ardından diye zırvalıyo Tv'ler ya, ben de o tarz yapıyorum şimdi..

selametle..


taksim

Gündeme Dair

Beşiktaş sezonun ilk maçında İ.B.B'yle açılış maçına çıktı ama bu yazı maç yazısı olmayacak, zaten herkes yazıyor, çiziyor aynı konularda hem gereksiz hem de geç kalınmış bir yazı olur. Maçı izlerken yanımdaki arkadaşıma daha o heyecanı yakalayamadığımı söyledim. Sanırım geçen seneki çifte kupanın yorgunluğunu Mustafa Denizli gibi ben de üstümden atamadım. Benim bütün yıl boyunca atamama gibi bir lüksüm olsa da Denizlinin ligler başladıktan sonra en fazla bir hafta o şansı vardı onu da geçen hafta yedi bitirdi, artık o "aç" Denizliyi yeniden görme sırasıdır. Bu hafta maçtan çok yine bir sürü konu oluştu takımla ve klüple ilgili. 

Maçtan sonraki basın toplantısında Denizlinin "türk pasaportlu bir oyuncu alabiliriz." lafıyla gündem başlamış oldu. Bu laftan sonra hemen isimler düşünüldü ortaya çıkan ilk futbolcu da her sene Türkiye'ye dönmek istiyorum diyen Yıldıray Baştürktü. Yıldırayı Eskişehir ve bir takım daha istemiş ama gelmem demiş zamanında, demek ki bu istek Türkiyeye dönmek değil Türkiyede şampiyonluk yaşama isteği. Türkiye de şampiyonluk yaşayanlar hatta yaşamadan Avrupada açık kapı gördü mü koşa koşa gidenlerin aksine Yıldıray artık bu umutlarını Türkiyeye bağlamış. Yıldıray Türkiye'ye geldimi bir takımı şampiyon yapabilirmi evet yapar "senelik şampiyonluk transferleri" çok oldu bu ülkede. Ama Yıldıray Beşiktaşın bu seneki transfer politikasına pek uymayan bir isim. Karşı çıktığım nokta para mevzusu değil tamemen takımın yaş potansiyeliyle ilgili. İsmail, Erhan ve Rıdvandan sonra ben o mevkide Yıldıray yerine Necipi görmek isterim. Takıma tecrübeli maestro lazımsa bu işi Yusuf ya da Nihat çok da güzel yapar. 

Demirören Serhat Uluerenin programına konuk oldu bu hafta başı bakalım yine neler döktürecek diye izlemeye başladık başkanı. Programın ilk bir saati çok uysal durmaya çalışsa da yine birşeyleri içine atamadı birilerine giydirdikçe giydirdi. Takıldığım ilk nokta Levent Erdoğan konusu. Levent Erdoğanın klüpte asbaşkan olduğunu başkan bilmiyor mu acaba da sürekli ikaz etmek zorunda kalıyor. Bu söylemlerin ilk ya da son olmadığını o da biliyor ama sadece tvden eleştirmekle kalıyor. Levent Erdoğan yönetim kuruluna kimin ricasıyla torpiliyle katıldı da sadece derdini biz çekiyoruz "sayın" başkan. 

Bir diğer mesele de Delgado. Başkan kimsenin bilmediği bir şeyi açıkladı programda. Eğer Delgadonun sözleşmesi dondurulursa ocakta tekrar kadroya giriyormuş kurallara göre, o zamanda 9 yabancı oluyormuş kadroda. Şimdi soralım başkana: Eğer tekrar kadro oyuncusu olacaksa Delgado ocakta tekrar dondurmayı neden aklınıza getirmiyorsunuz? Oyuncu "ben düzeldim ne dondurması" derse herhalde yine Levent Erdoğanı şikayet ettiğiniz gibi tvden anca bize şikayet edersiniz. Yıllık ücretimi verin dondurayım diyen futbolcu sağlam sağlam oturmasını da bilir herhalde. Delgadonu kötü oynamasını geçen seneki sakatlığına bağlarken neden sakat oyuncunun hisselerini Ülkerden fahiş bir fiyata aldınız? Şampiyonluğa giden takımdaki oyuncuların psikolojisi bozulmasın diyorsanız Cissenin ne günahı vardı?

Programdaki bir diğer mesele Divan Kurulu Toplantısın da açıklanan sırta reklam yerine Kızılay yazılması olayı. Başkan ve karısı kafa kafaya vermiş Beşiktaşı sosyal olarak daha yukarıya taşımaya karar vermişler. Unutmadan söyleyeyim bir proje de "kadınlara özel deplasman otobüsü"(valla ne yaratıcı ne yaratıcı).  Başkan Beşiktaşın sırta alınacak 2-3 milyon dolar değerindeki reklama ihtiyaç duymadığını söyledi. Kapalının çatısındaki Telekom reklamından 10 milyon dolar kazanıldı da bizim mi haberimiz yok. Barcelona formasına Unicefi alırken gelirinin yüzde üçünüde Unicefe bağışlama kararı almıştı. Bu katkı formasına Unicef yazmasından daha önemli. Demirören ailesi Kızılayın gizli bağışçıları arasındaymış keşke şimdi de böyle kalsaydı. Formanın sağına soluna reklam alınmasından rahatsız olan başkan takımın adının önüne cola turka konmasından neden bu kadar rahatsız olmuyor acaba. Sorular sorular insan içinde cidden boğuluyor aklı karman çorman oluyor mantıklı bir yere de koyamıyor.

Bugün sabah aldığımız bir haberse en kötüsü oldu bizim için. Televizyon tarihinin efsanesi Bizimkilerin katili, harbi Beşiktaşlı Aykut Orayın ölüm haberini aldık. Arabasını parkederken her seferinde çöp bidonlarını yıkıp apartmanın yöneticisine gelişini haber veren, elinde katiliyle yürürken yeri inleten adamı unutmak mümkün değil. Onun söylediği gibi "vatandaşa car curt yok."


oneblood

Anlaşılmadı, tamam.


Beşiktaş Futbol Yatırımları Sanayi ve Ticaret A.Ş., İMKB'ye gönderdiği yazıda GSM hatları üzerinden telefon hattı satmak amacıyla şirket kurulduğunu duyurdu.
Şirketten yapılan açıklama şöyle:
"Şirketimizin 10.08.2009 tarihli yönetim kurulu kararı ile, GSM hatları üzerinden telefon hattı satmak amacıyla, Beşiktaş İletişim Hizmetleri Sanayi ve Ticaret A.Ş. ünvanlı ve 250.000 TL sermayeli bir anonim şirketi kurulmasına ve Şirketimizin kurulacak bu tüzel kişiliğe % 92 oranında kurucu ortak olarak iştirak etmesine karar verilmiştir."

Şeklinde bir haber düştü bjk.com.tr'ye.. Oldum olası kafam basmamıştır şu özel tüzel kişiliklere, sözleşmevari yapılan borsa bildirimlerine, anonim şirketlere, komanditlere adilere falan..
Açıklayabilecek olan var ise sevinirim, fenercell tarzı bir atılım içine mi girdi yönetim yani ? Onu mu anlamak gerekiyor ?
Eğer cevap evet, doğru anlamışsın şeklinde ise şimdiden söyleyeyim geçmiş olsun. Bir bu eksikti.
İçine sıçıp posasını kubura atmadıkları bir iletişim sektörü vardı, ona da girdik artık.

Haydi hayırlı traşlar..

İlk Hafta Beşiktaş..


Böyle maça gidemediğim zamanlarda görüpde anlatacağım enteresan şeyler olmadığı için direk takım analizine yöneliyorum. Zira enstantane düşünmeye kalksam, maçı izlediğimiz Beşiktaş-Şeker Cafe'de, maçın devre arasında mekanın iç kısmında yapılan kına gecesini -oha! evet kına gecesi- veya benim hareketlerimi önceden sezerek kafasını sürekli görüş açıma sokan amcayı hatırlarım sanıyorum.

Çok iyi anladığımı iddia etmiyorum ama ortada katıksız bir gerçek vardı maçta, takım ilk yarıda pozisyona girebiliyordu. Beşiktaş, topu rakip tarafa taşıdığı her hamlesinde, ceza alanına aktarmayı başarıyordu, olumlu bir görüntü çizmişti. İlk gol geldikten sonra hatta tamam dedik, bu maçı alacağız kesin.. Ama yine yine ve yine bu olumlu havayı bozacak bir saçmalık yaşandı; Denizli Holosko ve Yusuf'u oyundan aldı. Daha doğrusu Nihat ve Bobo'yu oyuna soktu.

Kötüleme olarak Holosko'yu oyundan almasını değil de Nihat ve Bobo'yu oyuna sokmasını gösteriyorum çünkü mental olarak (Bobo) ve fiziksel olarak (Nihat) top oynamaya hazır futbolcular girse idi, olumlu görüntü değişmezdi bana göre. Holosko ile Yusuf giren ikiliye göre daha zinde oyunculardı kuşkusuz. Ayrıca orta sahaya daha yakın oynamaları da kalabalık olmamızı sağlıyordu ileriye çıkarken.

Neyi gördü, neye güvendi bilemiyorum hoca ama, değişiklik takımın kimyasını tamamen bozdu, hazır olmayan Nihat ve Bobo'nun orta sahaya olan katkıları sıfıra indi, Ernst ile Fink yalnız kaldı ve sonucunda ikinci yarının ilk 20 dakikası, Beşiktaş rakip yarı alana dahi geçiremedi. Biz sıçtıkça İbb daha kendine güvenli oynamaya başladı.. Biz topu dan dunlarla uzaklaştırdıkça İbb daha sistemli hücuma çıkmaya başladı.. Böyle oynadığımız maçlarda genelde 2.'yi de yerdik önceden ama, İbb öne geçmeyi beceremedi. Maçın sonlarındaki can havli tabanlı ataklarımızı düşünmezsek rezalet bir Beşiktaş seyrettik biz de ikinci devrede.

Daha ilk haftadır, çok yüklenmemek gerekir ne takıma, ne hocaya. Ama Fenerbahçe maçında da aynı şeyi yaparak takımın tüm sistemine dinamiti koymuştu Mustafa Denizli. Özellikle Nihat, daha bu takıma hazır değil. Çok seviyoruz, ölüsü bile yeter; hala söylüyorum ama ikinci yarı ile birlikte sahaya sürmek, takımı resmen 10 kişi bırakıyor.. Nihat'ın biraz daha takıma ısındıktan sonra sahalara adım atması, daha faydalı olacak sanki bu bağlamda. Neyse, göreceğiz daha..

Gönül isterdi antalya maçında tribünde olabilmeyi ama, artık semtten takımı uğurlayacağız sessiz tribünlere doğru.. Şu seyircisiz maç nanesine de bir çözüm bulunamadı yıllardır.. O kadar hırçın taraftarın barındığı lig var, takip etmediğim için bilemiyorum acaba seyircisiz cezası o liglerde de bu kadar sık uygulanıyormu..

Geride kalan sezon öncesi dönemde, hala bir 90 dakikayı önde bitiremedi Beşiktaş, ilk haftayı da galip gelemeden ve kötü bir oyunla kapattı ama kendi adıma umutluyum; iyi pas yapan, sağlam takım Beşiktaş'tan. Az biraz kondisyonu da düzelttiler mi işler düzene girecek gibi duruyor..
Antalya ile birlikte keyiflerin yerine gelmesi dileği ile..

taksim

Bu Forma Nerden Çıktı?

Beşiktaş 2009-2010 sezonu formalarını 19 Temmuzda yaptığı defileyle basına ve taraftarlara sunmuştu. Kişisel olarak 3 formada beni tatmin etmedi. Adidasa bağladığımız "umutlar" artık seneye kaldı. Seneye kalma lafını da Demirörenden çaldım, geçen gece Son nokta programında onunda formaları beğenmediği belliydi ama son dakikaya kaldığı için şimdilik yeterli görmüş esas tasarımlar seneye olucakmış. Şimdi burda lafı sürekli dolandıran Hakan Aksoya yönelmek lazım, Avrupada senelerdir kullanılan sözde baklava desenli formayı hiç utanmadan sıkılmadan yeni olarak göstermeye çalışıp bir de Beşiktaşın en büyük değerlerinden biri olan "Baba Hakkı anısına yaptık" diye karşısındaki insanları salak yerine koymaya çalışıyor olması okların ona yönelmesi için yeterli nedenler. 

Bu genel düşüncelerden sonra dün ortaya çıkan bir durum kafalarımızı iyice karıştırdı. Beşiktaş federasyona gönderdiği forma dizaynlarında hiç ortada olmayan bir forma daha göndermiş. İsteyen federasyon sitesinden bakabilir isteyen zaten yukardaki fotoda ayrıntılı görebilir. Şimdi bu düz beyaz, yanlardan siyah yemiş forma nerden çıktı? Neden forma tanıtım gecesinde tanıtılmadı? Tanıtılan 3 formayı beğenmeyenler bu formayı çok beğendi (ben de dahil). Hakan Aksoy ve ekibinin beğenme kriteri neye göre ortaya çıktı? Forzada dizaynı yapılan formaları beğenmeyip de sözde pençelenmiş forma dizaynını hangi yaratıcılıkla buldular? Her yerde 4. forma kırmızı olacak derken akılları başlarına gelip adam gibi bir dizayn yaratabiliyorlarsa neden bunu son güne kadar sakladılar? İlk çıkan 3 dizaynı görüp önce elden bunları çıkaralım diye düşünüp düz beyaz formayı bu nedenle mi sona sakladılar? Bu soruların cevaplarını ben de siz de çok iyi biliyorsunuz aslında. Arada komplo teorisi üretmek için çok neden var ama o zaman da biz paranoyak oluyoruz. Yanlışı savunmak Beşiktaşlıların yapacağı iş değildir.

Neden Reklamsız Forma Satılmıyor !?


Forma üzerindeki reklamdan hoşlanan manyak var mı aramızda ? Bence yoktur. Peki yönetimler bu saçmalığın bizleri ne kadar rahatsız ettiğinden bi-haber midir ? Pek sanmıyorum.
E be akıllı insanlar (!) neden üzerinde reklam olmayan, tamamen takım renkleri ile bezenmiş bir taraftar forması çıkartmıyorsunuz ? Galatasaray ve Fenerbahçe'den tam emin değilim ama bizde yok, orası kesin.
Koy abi çubuklu formayı mesela, çıkart ortasından turka nanesini; kolundan aveasını.. Yap fiyatını da 55-60TL arası bir şey..
Orjinal formadan çok satmazsa, hatta 4'e 5'e katlamazsa şerefsizim..
Bu kadar mı acizsiniz düşünmekten, yoksa bunun yasal bir sınırlaması mı vardır merak ediyorum. Ha sınırlama da olsun, yap çubukluyu, t-shirt diye sat.. Çok mu zor ? Hala Umbro formalar satışta olabiliyorsa bu da olabilir..

Ayrıca 40 yılda bir şampiyonluğu görebiliyoruz zaten, ama Hakan Aksoy beyefendi akıl edip bir Şampiyonluk DVD'si çıkartmayı beceremedi. Ne olurdu sezonun her maçının özetinin olduğu, iki üç maç öncesinin, taraftarın anlatıldığı ufak enstanteneleri gösteren, kutlamalar ile biten bir DVD oluşturulsaydı..
Satmaz mıydı ? Bir cevap vereyim mi.. Neyse.

Anca Baba Hakkı'ya adadık diye geçen sezon avrupadaki takımların giydiği formaları kitleyin durun taraftara..
Bize değil size yazık, cidden..

Akılsızlar.

Not : eklemeyi unuttum, bu tepkiyi artemiofranchi blogda yayınlanan post tetiklemiştir..

taksim

Afiyet Olsun #7 - Sezon Açılışı..


Haberi resmi sitede görünce gülümsemek ile yetindim..
Takımımız yeni sezona umutlu başlıyor, bunu rahatlıkla söyleyebilirim.. :)

Nice mutlu yıllara..

Sead Halilagiç Dost



Halilagiç Beşiktaş da top oynarken ben de Beşiktaşı yeni açıktan takip ederdim, daha ergenlik yıllarında cefakar açıkta tezahüratlara katılır takımı desteklerdik. Her Beşiktaşlının aklında kaldığı gibi Halilagiçte Galatasaray maçında Fevziye verdiği Fevzininde ayağının altından kaçırdığı golle aklımda kalmış. Ama Halilagiç diğer futbolculara göre hem yaşam tarzı hem stil olarak çok farklı yerlerdeydi. "Olgunlaşma" adında bir şiir kitabı çıkarmış Beşiktaştan ayrıldıktan sonra da Fulya yolunda Kızılderili eşyaları satan bir dükkan açmıştı. Dükkana ilk girdiğimiz de "ne olaki bura" diye düşünürken Halilagiçin fotoğraflarını görünce duvarlar da durumu anlamıştık. Şimdi bir kaç yerde araştırırken galatasaraya geldiğinde klübede bekçilik falan yaptığını okudum herhalde şiirlerini de orda yalnız kaldığı geceler de yazmıştır. Uzun saçları ve ortalamanın üstünde irilikte vucuduyla daha çok amerikan güreşçisine benzeyen bu adamı o zamanlar beğensekte herhalde şimdi bir defans oyuncusu için kaplumbağa yavaşlığın da kalırdı. Beşiktaşta ki sakatlığından sonra alacakları karşılığında adanaspora gitmiş  futbolu bırakıp da Türkiyede antrenörlük lisansı almış daha sonra onu İstanbulda bir kaç kere görenler olmuş ama bu biraz Elvis Presley efsanesi gibi. Son bilgilere göre kendini dinine vermiş, zaten internet sitesine girildiğinde de durum belli oluyor. Site açılırken arapça bir yazıyla açılıyor tabi ne olduğunu anlayamadım, sitenin içeriği de kendi anadilinde olduğu için sadece fotoğraflara bakmakla yetinebiliyoruz. Ama kendini geliştiren, monoton yaşamayan insanlara olan hayranlığımdan dolayı Halilagiç gerek inandığı felsefelerle gerek kendi yazdığı, çektiği kısa filmle her zaman benim unutulmayacak futbolcular listemde en üstlerde olacak.

halilagicin internet sitesi


oneblood

Kısmetine Sıçayım Beşiktaş..


Taraftardan söz etmek isterim ilk önce.. Kale arkası tribünlerden bir tanesi söylenene göre yol yapımı sebebi ile seyircisiz idi.. Dolayısı ile diğer kale arkası tribün ikiye bölünerek üzeri kapalı olan tribünler paylaşıldı.. Tabi burada bazı enteresanlıklar da oldu.. Örneğin fenerbahçe taraftarı, kendilerine verilen Numaralı tribünde, toplanarak bağıracak; ahengi yönetecek merkezi bir yer bulamadı.. Önceleri basın locasının üzerine çıkıp tepinmeye kalktılar, sonra oradan başka bir yere geçtiler aşağılarda. Açık tribünleri ile de pek uyumlu gözükmediler kapalıdan. Bu açıdan biz avantajlı sayılırdık çünkü Kapalı Tribün, komple bir tribün olduğu için herkes ortada buluşarak alışıldık Kapalı'dan enstantaneler sunmayı başardı.. Diğer yandan Protokol Tribünü komple fenerbahçelilerin olduğu için, tüm seramoniler vs. o tribüne doğru yapıldı.. Maç öncesinde ortada açılan logolar fenerbahçelilere dönüktü mesela.. Maçtan önce balonla hareketler yapan bayan da, bizim tribüne gönlü olsun diye dönüp iki öpücük yolladı.. Yoksa hep eli kolu protokole dönüktü.. Bizim oyuncular fenerlilerin arasından sahaya girip-çıkmak zorunda kaldılar vs.. Başka bir açıdan bakıdığında da, Beşiktaş'ın Halkın Takımı, Fenerbahçe'nin daha maddi geliri yüksek, burjuva sınıfı görüldüğünü hesaba katarsak, tribün dağıtımları doğru idi.. Ayrıca Beşiktaş Kapalı'sının namını duymayan yoktur, dolayısı ile bize kapalıyı vermek de mantıklı sayılır.. -Beşiktaş'ım benim efsane oldu.. -
Bu arada belediye otobüsleri ile ilgili kaygılarım da da haklıymışım.. Çoğu otobüs camsız geldi stada, akbil basan taraftar sayısı da çok az. Ama Beşiktaş taraftarına körüklü Ikarusların eski modellerini verip de, fenerbahçelilere yeşil klimalı mercedesleri layık görmek de enteresan tabi. Havalandırmasını ayarlamazsan arabanın, taraftar kendi bulur yolunu..

Geyiği bir kenara bırakalım, genel anlamda takımı beğendim. Bana kalırsa Nihat, 70'lerden sonra oyuna alınabilirdi. 45'de değiştirmek oyunun içine etti yorumlayabildiğim kadarıyla. Tello, 10 numara gibi topu geriden alıp ileriye akıllıca dağıtabiliyordu ve hücum zenginliği dedikleri nane vardı. Nasıl oturdu ise Bobo solda, Yusuf sağda iş de yapıyordu takım hücuma kalkarken.. Hele BoBo'nun Gökhan Gönül üzerinde kurduğu üstünlüğe şapka çıkartmak gerekir. Ama burada Gökhan'ın da ne denli formsuz olduğu gözlerden kaçmamalı.
Nihat girdikten sonra açıkcası daha etkili olmasını beklerdim. Kendisi topla ilk buluşmasında kaptırdıktan sonra, ikincisinde de koşarken yere düşünce ve karizmayı çizdirince, bir daha konsantre olamadı maça bence. Fiziksel yoksunluktan çok, psikolojik olarak maçın çok gerisinde kaldı.. Dolayısı ile hepimizi heyecanlandıran frikiği bile barajın içine vurdu.. Daha sonra giren Holosko da rezalet oynayınca, yapılan değişiklikler sayesinde maçın sonunu 9 kişi tamamlamış göründü Beşiktaş..


Yeni katılan oyunculara biraz daha dikkatli bakmaya çalıştım bu maçta.. Özellikle Erhan Güven ilk maçtan beri bana güven vermiyor malesef ki. Rahatlıkla Ekrem, Toraman veya Rıdvan üçlüsünden biri alır o formayı kendisinden. Önünde de bu maçta Yusuf gibi defansına bakmayan bir adam olunca, yol geçen hanına dönüştü o kanat.. Dolayısı ile, sağ kanattan çok açık verdik. Ayrıca Yusuf'u sola çektiğin vakit de, Köybaşı aksamaya başlıyor.. Buna da çözüm şart.
Sola söz yok maç için.. Bobo kendinden bekleneni bence yaptı. Köybaşı da Kazım'ın sert oyununa karşı çok mücadele etti, başarılı da oldu. Kazım efendiyi kim gazladıysa önüne geleni sakatlamaya girdi, en sonunda kendi sakatlanarak çıktı, iyi oldu..
Sivok-Ferrari ikilisinin nasıl oynadığına bakmıyorum çünkü Toraman'ın bundan sonra sakatlık ve ceza halleri dışında o ikiliyi bozabileceğini düşünmüyorum. Hatta Toraman ve Beşiktaş'ın yolları bu yüzden sezon sonu ayrılabilir de..
Ernst-Fink doğru seçim. Bunu artık herkes söylüyor. Şu ana kadar pişman etmemiştir kimseyi Cisse'yi gönderme konusunda. Hem topa ilk dokunuşları, hem olmadık yerde olmadık pas verme kabiliyeti, hem de şut çekebilme özelliği ile oldukça verimli..
Takımın hücuma dönük bir eksiği var, evet. 10 Numaradan çok, forvet lazım bize sanki. İyi golcü olacak, yırtıcı olacak, varlığı rahatsız edecek.. Carew gibi, Nouma gibi.. Ama vakit de daralıyor.. Bir şeyler yapmak şart.
...
Son 5 6 yıla bakıyorum, ben böyle dar alanda pas yapabilen, sıçmadan orta sahada üst üste 4 5 kere top dolaştırabilen bir Beşiktaş izlememiştim, açık konuşmak lazım. Özellikle ilk yarı, iki takımın farkı net bir şekilde ortaya çıkmıştır. Tek paslar, verkaçlar, anlaşmalarıyla bu takım hazır olmak üzere dedirtti herkese.. Ama işte yine olan oldu ve o meşhur kısmetimiz ortaya çıktı. O kadar pozisyona, 2 3 tane NET oğlu NET verilmeyen karara karşılık maçın hakkı en azından beraberlik iken, bir şans penaltısı ile kupa fenere gitti. Hakeme sallamaktan bıktım ben. Artık Beşiktaş maçlarına yunusu verdikleri zaman büyüler ile gitmek gerekiyor stada, neyse..

Güzel gidip güzel dönmek vardı, saat çok çok geç olmasına rağmen keyif de verirdi oldukça. Ama olmadı, böyle bir akşamın sonunda da bize Kısmetine Sıçayım Beşiktaş demekten başka bir şey kalmadı..
Olimpiyattan semte doğru dönen yüzlerden hem burukluk, hem de umut okunabiliyordu..

Bu arada 2009-2010 karnemizde hiç galibiyet yok, hatta öne dahi geçemedik daha 4 maçtır. Mustafa Hoca dikkat, aman..


taksim

"Süper Kupa" Maçının Ardından...


Bu akşamki maçın final havasında olmayacağını o heyecanı yaratmayacağını aşağıdaki postta nedenlerimle açıklamıştım. Maçı sezon yaklaşırken önemli bir hazırlık maçı olarak izlemek daha keyifli oldu, eğer bir derbi havasında olsaydı ve ben o gözle izleseydim ayrıntıları bu kadar net takip edemez eksikleri gedikleri güzel hareketleri kim nerde ne zaman yapmış algılayamazdım, çünkü heyecanı yüksek maçlarda bu dünyadan kopup başka alemlere gidiyorum. Maçı olimpiyat stadında değil arkadaşlarla cafede yayıla yayıla izlemenin keyfini yaşamak gecenin başlangıcı için güzel bir açılıştı. Maçın teknik analizine girerken isimler üstünden gitmenin daha faydalı olacağını düşündüm.

Beşiktaş sahaya beklediğimden farklı bir ilk 11le başladı hele Mustafa Denizlinin Holoskoyu kesmesi çok şaşırttı beni stoper'de Toramanla başlayıp yabancı kontenjanından Holoskoyu yemez diye bekliyordum, eğer bu maç lig için son kadro denemesiyse kimin makas yiyeceği belli oldu. 

Kalede Rüştü hem uzaktan hem de birebirlerde çok üstündü kafa olarak maça kendini çok iyi hazırlamış, hep büyük maçlar öncesi bahaneler üretip kaçtığını söyleyenlere iyi bir cevap vermiş oldu, o sesler bu maçtan sonra kesilir herhalde! sadece ikinci golde reflekslerini kullanmadı ama son hatalı kişide oydu golde. Maçın başında topu ayağından çıkarmak yerine Guizaya çalım atma denemesi ona bir ders olmuştur, tecrübe dediğimiz şey kaç yaşında olursan ol böyle kazanılıyor. 

Defansın ortasında Ferrari ve Sivok kısa zamanda aralarında bir bağ oluşturmuşlar, bu kadar kısa zamanda bunu başarmışlarsa bir takımın şampiyonluk yolundaki en önemli ikilisi olma yolunda hızlı adımlar atıyorlar. Ancak takım ileri çıktığında en sonda kim kalacak bunu iyi organize etmeleri gerek bir kaç pozisyonda bu kafa karışıklığına neden oldu. 

Sol bek de İsmail yine kendine hayran bıraktırdı, ikinci yarıdaki bir pozisyonda çizgi boyunca üç fenerliyi peşine takıp onları sürüklemesi yıllardır sol bek hasreti çeken bizlere ilaç gibi geldi. Kamp dönemini iyi geçirmenin meyvelerini toplama vakti gelmiş. Sağ da Erhan joker olmaya devam edecek gibi İsmail gibi o kanadın vazgeçilmezi olamaz bu sezon. Ekrem iyileştiğinde formayı geri alır ama Erhan kendisini gösterebildiği bu zamanlarda denemeyi bırakmamalı "gene dene gene yenil bu sefer daha iyi yenil". Rıdvan son anlarda görev alınca 17 yaşındaki çocuğun Beşiktaş forması altında neler hissedebileceğini düşündüm bir an empati kurarken benim bile dizlerim titredi masada ama biz hep o masada oturcaz Rıdvan o formaya alıştıkça açılacaktır bundan eminim.

Orta sahada iki vatandaş Ernst ve Fink burası bizim çöplüğümüz kimse ötemez moduna çoktan girmişler, yanyana oynayacak iki adamın aynı dili konuşması birbirlerini anlaması gerekliliğine çok inanırım. Fink maç boyunca özellikle de Alexe yapışık oynadı o yüzden yerinden pek çıkmadı ilerde görev alma sırası Ernsteydi bu maç, bir şut denemesinde top defansa çarpıp korner olmasa gole de çok yaklaşmıştı. Yedekleri Uğur benim çok şey beklediğim oyunculardan birisi ikisinin sırayla dinlenmesi gereken yada kart cezasına takıldıkları maçlarda Uğur şimdilik görev alır ama normal şartlarda bu ikili bozulmaz. 

Tello çoğu kişiye göre ilk yarı iyi işler yapmış olsa da benim için bugün takımın en kötüsüydü ben ilk yarı sonunu beklemem daha önce çıkarırdım onu çünkü kafasının başka yerlerde olduğu belli oluyor. Bu takım eğer on numarasız oynayacaksa ileriye top taşımada en büyük iş Telloya ve kanat oyuncularına düşüyor. Yusuf ileri çıkışlarda bugün hep yalnız kaldı ağır olmasının dezavantajına yakalandı hızlı ileri çıkışlarda takımı yavaşlattı o hızlanmaya çalıştığındaysa etrafında kimseyi bulamayıp belli bir yere kadar koşabildiği için takım arkadaşlarını bekledi ve pozisyonlar hep sete döndü (basketbol tabiri oldu farkındayım).

Bobo eğer benim takımımın forveti olsa ona özel antreman uygularım her gün, bu kadar kilolu ve ağır forvetle takım gol bulamaz. Oyunda bazen 3lü forvete döndüğümüzde Bobonun yeri o üçlünün sağı solu değil ortası olmalıdır. Nihat geldiğinden beri kafamdaki şablon bu akşamkinden farklı solda tello sağda nihat ortada bobo. Bobo orta açan değil ortalara kafa vuran adam olmalı. Nobrenin bu akşam en beğendiğim özelliği Bobonun ve Bilicanın sarı kart gördüğü pozisyonda takım arkadaşını hemen korumaya çalışıp olaya müdahil olmasıydı. Bizim eski kaptanlar takım arkadaşları tartaklanırken tacı nereye atsam diye düşünenler adamlardı. (ismi lazım değil siz anladınız).

Maç yazısı biraz uzun oldu farkındayım ama bu yazı hem de genel ve son bir bakıştı Beşiktaşla ilgili. Artık lig başlıyor her hatanın kolay telafisi yok. Bu akşam hazırlık maçlarının skorlarına üzülmediğim için güzel futbola sevindim özlediğimiz şeyler geri dönüyor sanırım.

Ps: Yazı için seçtiğim fotoğraf neyi temsil ediyor çok açık. O konuya hiç girmedim çünkü "futbolun adaleti olmaz" lafını çok yaşadık.

oneblood 


Resmen açıyoruz yarın sezonu.. Yaklaşık 10 ay boyunca gecesi gündüzü bir, Dolmabahçe'den Diyarbakır'a, Sivas'tan Antalya'ya yollar bizi bekliyor..
Mutlu başlayacağız umarım, mutlu bitirmek nasip olsun koca sezonu..

Sensiz geçen günlerin..

Biletix'e Rakip Gelsin..


Bu işin tekeli oldular yıllardır, karşılarına kimse rakip olarak çıkamadığı için kafalarına göre insanları oyalıyorlar. Bu oyalamalardan en çok payını alanlar da taraftarlar oldu bugüne kadar haliyle.. Olmaya da devam ediyor. Al sana en son örnek; Açıyorsun internette sayfasını, Bjk-Fb Süper Kupa Finali'ne tıklıyorsun bilet almak için, ama sana hata oluştu vs. zavazingoları sayıyor.
Derbi maçlarına deplasman bileti alma işi zaten hepten komedi. Nasıl oluyor ise, gişeden binlerce bilet 10 dakikada tükeniveriyor. Telefon açsan, çağrı merkezine hep bilgi verilmemiş durumda.. Adamlar dünyadan bi-haber.. Biletler ne zaman çıkacak, nasıl çıkacak sorularının cevabını kimse vermiyor satış işlemi başlayana kadar..
Gişelerindeki sistemlerde sürekli bir arıza, bir gariplik..
Bir de zamanında tüm biletix gişelerinden maç bileti satılıyordu, şimdi bazılarından satılıyor. Sanırım bu uygulamayı da kavga çıkıyor, camlar kırılıyor diye yaptılar ama, her bilet satışında çıkıyor kavga yani, engellemenin yolu pek yok. Al güvenliğini, sat biletini.. Bu kadar basit..

Neden bu sorunların hiç bir tanesi çözümlenemedi bugüne kadar? Çünkü biletix kadar büyük başka bir marka yok bilet satışı konusunda. Adamlar kafalarına göre iş yapıyorlar ve seve seve hepimizi uymak zorunda bırakıyorlar. Onlar da problemleri düzeltmek için çaba harcama gereği görmüyorlar. Biletix gişelerinden alınan biletlere eklenen "hizmet bedel"lerini de saymıyorum bile. Hangi verdiği hizmete karşılık bilet başına en az 3 TL koyabiliyorlar anlamış değilim ya, neyse..
----
Olması gereken ama olması imkansız şeylerden bahsediyorum bu aralar. Biletix'in karşısında dikilecek bir rakip firma olasılığı da bunlardan bir tanesi işte.. Ama şu heriflerin kendilerine çekidüzen vermelerini sağlayacak tek çözüm yolu, bu gibi gözüküyor..
Neresinden tutsan elinde kalıyor.. Her yanı yosun tutmuş, pis kokulu bir akvaryumda yüzmeye çalışan zavallı balıklar gibiyiz anasını satayım..
"Beklenmedik Bir Sistem Hatası Oluştu
Ziyaret etmiş olduğunuz son sayfada beklenmedik bir hata olmuştur.
Detaylı hata raporu oluşturuldu ve başarı ile inceleme için kaydedildi.
Teşekkürler..."
!
taksim

Ben Sana Süper Olamazsın Demedim !!!


Beşiktaş pazar günü Olimnpiyat stadında Fenerbahçeyle süper kupa maçına çıkacak, bazı kanallar süper kupa finali dese de ortada final olan bir şey yok çünkü ortada geçilmiş bir süreç yok. Beşiktaş hem ligi şampiyon olarak bitirdi hem de türkiye kupasını kazandı. Her iki maratonda bir çok maç yaptı hesaplara girdi kazandı kaybetti ama mutlu sona ulaştı. Şimdi bu ismi süper olan ama manası bir çöp değeri taşımayan maç için iki takımda sahaya çıkacak. Federasyon diğer ligler yapıyor biz de neden geri de kalalım diye bu kupayı ortaya attı ama bu senekinin gazozuna maçtan bir farkı yok. Kupa Beşiktaşın hakkı maç oynanmadan Beşiktaşa verilmeli diye birşey söylemiyorum. Bu kupa tamamen kaldırılmalı çünkü kimin süper olduğunu kimin daha az süper olduğunu belirleme kapasitesine sahip değil. Kupa dediğin madalya dediğin belli bir süreci tamamladıktan sonra mana kazanır. 

Şampiyonlar ligiyle uefa ligini kazananların süper kupayı oynamasını anlarım çünkü ikisi de farklı kulvarlarda zaten didinmiş çalışmış bir başarı elde etmiş. Her sene farklı bir şehirde hem görsel şölen hem de dünyanın futbola yakın kalmasını amaçlıyor olabilirler.

Bizdeki bu sene oynanacak olan final tamamen fiyaskodur sırf "yapmış olmak" için yapılıyor. Fenerbahçe zaten avrupa yorgunu daha fazla yormayalım lig de zaten başlayacak hem rezil bi stad yapmıştık zamanında, insanlara biraz daha eziyet çektirelim doyamadık mantığıyla yapılıyor bu final. Eğer Beşiktaş İspanya da finale kalsaydı o zaman bu maça pafın yoğun olduğu bir kadroyla çıkacaktı o zaman sırf bu yüzden heyecanla izlerdim maçı. Derbi maçlarında yaşadığım heyecanı yaşayamıyorum yaşattırmıyorlar!

Bazı aklı evvel Fenerliler de süper kupayı alırlarsa en büyük kupayı alacaklarına bizim iki kupamıza gölge düşeceğini falan zannediyorlarsa bu bir kaç kişi olduğunu umduğum arkadaşlara bir cümlecik cevap vereyim, üzgünüm hevesiniz kursağınız da kalacak, ligin 4.süyle ya da Finalde 4-2 yenip elinden kupayı aldığımız rakibimizle oynayacağımız "kupa maçı" süper kupa maçı değil gazozuna halı saha maçı havasında olur benim için.

oneblood

Kapalı'nın Çatısı..


Beklemedeydim açıkcası böyle bir hamleyi.. Madem ismini değiştiremiyorsun, şeklini değiştirip yenisini yapamıyorsun, o zaman bulacaktın bir çare, vuracaktın parayı bu stad üzerinden.. Nitekim kapalının çatısında bulunan çubuklu Beşiktaş yazısı da böyle bir hamle için pahabiçilmez duruyordu, sonunda gördüler.

Uzun zamandır, kapalının kutusundan doğru ellerini açmış bir Optik Başkan figürü koysalar kapalının çatısına, ne kadar güzel olur diye düşünüp duruyordum.. Olmayacağını bile bile acabalar arasında gidip gelirken, Catania maçından önce telekom ve avea reklamlarının işlendiğini öğrendim çatıya..
Uğruna savaş verilebilecek veya zaten verilen değerlerin, kimsenin gözünün yaşına bakılmaksızın ezilip geçilmesi ne kadar yaralıyor insanı, hissediyoruz. Aslında beni bu konuda yaralayan asıl olay, Beşiktaş Kapalı'sının asıl sahibi olan o taraftarın, bu reklamlara göz yummasıdır genel anlamda. Kapalının çatısında masmavi türk telekom reklamı durur iken, yeni sezona Baba Hakkı'ya ithaf ettik diye marsilyanın geçen sezonki forması dayatılıyor iken, taraftarın Catania maçında Quaresma diye bağırmasıydı ..

İş başa düştü, bir slogan üretelim diyerek düşündük, sonunda besteyi patlattık biz de maç sırasında.. Böyle reklam istemem, istesemde istemem.. Kapalının çatısı, Siyah-Beyaz olmalı diye söyledik uzunca.. Katılanlar oldu, sesimiz de duyulmuş yanılmıyorsam ki, telekom reklamını Siyah-Beyaz yapmışlar..
Dalga geçiyorlar resmen.. Birebir muhatap olunan bir mecra olsa, sen reklamı kaldır demedin ki, Siyah-Beyaz istedin, ben de istediğin gibi yaptım bile der yani bu yönetim..
Yazıklar olsun bin kere..

Beşiktaş çarpsın sizi..
Hatta hala Quaresma diye yönetime avuç açanı da...
Şampiyon olduk diye, yeni sezondur diye, bozmayalım diye susanı da...

Çok ağlarız biz daha..
Şimdiden geçmiş ola..


taksim