Beşiktaş'ım Geliyor, Çalsın Davullar Sazlar..

Şu önemli maç haftalarının, hafta içinde insana verdiği haz inanılmaz bir şey.. Oynanacak hayati maç dışında herşeyi siliyor beyinden.. Yine böyle bir haftadayız ve O An gelmek üzere..
Bilet sıkıntısı malum Denizli deplasmanını takip eden herkesin haberdar olduğu bir durum, zaten yarın stada gidecek Beşiktaş taraftarının yarısından fazlası, maçı Denizlispor taraftarı ile birlikte seyredecek. Tellerin olmayışı ile, Fair-Play naraları ile yola çıkmış Yeşil-Siyahlı bu şehrin, nasıl bir davranış içerisine gireceğini hep beraber göreceğiz yarın gün boyunca. Yine aynı Denizlispor taraftarının, deplasmana gelen takım otobüslerini taşlama konusunda da önde olduklarını söylemek gerekiyor, araba ile gidecekler var ise özellikle dikkat etmelerini öneririm şehir çıkışındaki benzinliklerin oralarda..
Açık öğretim sınavlarını da koydular haftalar önceden bu güne, dolayısı ile dostlarla güle oynaya gitme gitme fırsatını kaçırdık, AtlasJet ile İzmir aktarmalı geçeceğiz denizliye..
Neler göreceğiz, neler yaşayacağız, cebimizdeki Denizlispor tarafı biletleri ile nasıl gireceğimiz konularında belirsizlik sürüyor ancak, net olan bir şey var ki, bu gece heyecandan uyuyamayacağız.. (Sondaki çoğul eki tüm Beşiktaş taraftarları içindir.. )
Net bir skorla kazanıp, istanbula kadar boğazımı patlatmak istiyorum Şampiyon Beşiktaş diyerek..
"Umudumuzla tribünlerde, tv'nin, radyonun başında, semtteki dev ekranın önünde, takip edilebilir her yerde olacağız.. Çıkıp o sahaya, Cümle aleme Beşiktaş ne imiş göstermenizi diliyoruz bir kez daha.. "
Pazar günü kutlamalarda görüşmek üzere..
taksim
Amigo Cerrah !

Yarın 21:45'de sivassporlularla beraber sokaklarda şampiyonluk turu atacaklarmış. İstanbul emniyet müdürünün kendi şehrinden 893 Km uzaklıktaki bir başka şehir ile ilgili yaptığı açıklamaya bakar mısınız ?
Samiyenin deplasman tribününde görelim seni Ey Büyük Adam. (!)
Maçtan sonra da semte bekleriz.. Veya sen direk havaalanına git, takımı karşıla..
Hani Beşiktaşlı'ydın ya bir aralar..
Yapar Mısın Gerçekten ?

Güzel, güneşli bir gündü, gökyüzünde ışıldıyordu güneş.. Dibi sahile varan iki yanı seyrek ağaçlar ile kaplı çift şeritli yola dikmişti gözünü, ta Yıldız yokuşunun tepesinden inmeye başlarken.. Üzeri açık otobüsün üzerinden selamlıyorlardı arkadaşları ile beraber taraftarları.. Alışıktı böylesi bir coşkuya aslında daha önceden.. Ne güzel diye düşündü.. Keşke her yıl yaşasak!..
Mabedin içindeydi şimdi.. Ortalık öyle güzeldi ki.. Sağı solu süslemiş Siyah-Beyaz balonlar vardı nereye baksa.. Güneşin o sarı ışığında parlayan yemyeşil çimlere baktı uzun uzun iki yedek klübesinin tam ortasında dikilerek, geçen bir yılı düşündü.. Topaç gibi ufak ellerini önce büyük göbeğinde gezdirdi, sonra ceplerine soktu.. Derince aldı oksijeni ciğerlerine..
Benim Eserim dedi kendi kendine ve yuvarlak hatları belli olmayan toparlak suratından, yeni yaptırdığı dişlerini de gösteren bir sırıtma fırlattı karşısında durduğu Kapalı Tribün'e doğru..
Tek tek futbolcular çağırıldı, numaralı tribünün önüne kurulmuş, iki sıra basamak ile yükseltilmiş önünde ve üzerinde dev Beşiktaş logoları bulunan Kupa Standına.. Yönetim kurulu okunurken, sırasını bekledi sabırsızca..
Tüm isimler okunmasına rağmen, herkesten yakın durduğu büyük hoparlörlerden adını duyamadı.. Günün en sabırsızı O'ydu kuşkusuz, üzerine giydiği siyah takım elbise izin verse, çimlerin üzerinde sevinçten yuvarlanabilirdi bile..
Tüm kadro tamamlandı bu düşünceler arasında, kupa teslimi için Başbakan da anons edildi..
Bir terslik var! diye homurdandı kendi kendine.. Bulunduğu yerin hemen sağ tarafında kalan protokol tribününün alt bölümündeki merdivenlere yöneldi hızlıca.. Hızlı adımlarını, yeni boyattığı siyah mokasen ayakkabılarının koşarken çıkarttığı takırtılar izledi..
İnanılmaz bir gürültü olmasına rağmen ortamda, yere vura vura koşturduğu ayakkabılarından çıkan ses, öfkesinden beynine vuruyordu sanki..
Kendi ismi neden okunmamıştı!..
Yanına vardığında, stad spikerinin arkası dönüktü.. Çimlere inen merdivenlerin en üst basamağındaydılar şimdi.. Sağ elini spikerin omzuna attı sertçe ve kendine çekti.. Nefes nefese kalmıştı, ağzından tek kelime çıkabildi spiker O'na döndüğü zaman..
-Neden ?
Kendisininkinden daha pis bir gülümseme aldı spiker'in yüzünü, ama cevap vermedi soruya.. O sırada büyük bir gürültü koptu arkada, Kaptan kupayı kaldırdı, bütün stad inledi Şampiyon Beşiktaş diye..
Bir hamle ile spikerin elindeki mikrofona atılmak istedi.. Sesini duyurmak istiyordu, yeniden o çimlerde "İmparator" olmak..
Üst merdivene adımını atarken destek amacıyla kullandığı sağ ayağı kaydı basamaktan bir anda.. Yukarıya doğru yaptığı hamlesini, aşağıya doğru ivmelendirerek çevirmişti bu ayak kayması bir anda.. Toparlayamadı koca cüssesini, sırtı üstüne merdivenlerin üzerine düştü, ensesini basamağın köşesine çarptı akabinde..
Küt!..
Uyandığında terlemişti.. Neler olduğunu hatırlamaya çalıştı, uyanmadan hemen önce kafasını çarptığı, yatağa paralel bir karış mesafede duran kahverengi komidine dikti gözlerini bir süre, nasıl çarpmayı başardığını anlamaya gayret etti..
Kendine yavaş yavaş gelirken, rüyalar! diye söylendi.. Son bir kaç haftadır benzer rüyaları görüyordu.. Takımın başında Şampiyon oluyor, ama kupayı göremiyordu veya vermiyorlardı O'na..
Aynı komidinin üzerinde, içinde bir yudumluk alkol kalmış viski bardağına göz gezdirdi.. Sabaha karşı uyuya kalmıştı yine, üzerinden iki gündür çıkartmadığı kolsuz beyaz atleti, yağlarını saklamayı beceremiyordu.. Doğrulup yatağın ayak ucundaki aynadan baktı kendisine.. Üzerine yattığından dolayı şekli bozulmuş kulak üzerinde bulunan saçlarını düzeltmeyi denedi, düzelmediler, uğraşmadı..
Yerinde doğruldu, yatağın yanındaki komidinin üzerinden viski bardağını aldı, bir yudumluk kalmış J.B.'sini bardağın içinde iki tur yuvarladı ve mideye indirdi..
Haftasonundan buyana sinirlerine hakim olmakta zorlanıyordu.. Kendini kontrol etme konusunda sıkıntılar yaşadığından dolayı, değil medyaya konuşmaya, dışarıya çıkmaya bile korkar hale gelmişti.. Oysa O'nun için hafta güzel de başlamış sayılırdı. Bir hafta öncesinden anlaşmıştı yeni takımı ile.. Kalbinde olduğunu iddia ettiği ama artık kendisinin bile emin olamadığı Siyah-Beyaz'lı takıma bir daha resmi görevli sıfatı ile giremeyeceğini biliyordu, girmek istediği de söylenemezdi aslında.. 1.Ligin yeni, ikinci Siyah-Beyazlı takımına olur demişti menejerlik için.. İşler düzeliyor gibiydi kendisi için ama, iddia ettiğinin tersine de Beşiktaş Şampiyonluğa gidiyordu.. Niye olduğunu aslında kendisi de biliyordu ama, yine de söylediklerine pişmanlık duyuyordu heralde, kendi de emin değildi..
Düşünceler içinde salona geçti.. Saat öğleden sonra 5'e geliyordu.. Boşalmış bardağına, Tv koltuğunun hemen yanındaki tezgahtan yeni bir duble doldurdu, koltuğa oturdu.. Digiturk'un kumandası ile boş boş oynadıktan sonra tuşa bastı.. Tv açılırken "Kendimi ..tiricem pehh.. " diye söylendi.. Yüzü asıldı..
Denizlispor - Beşiktaş maç öncesi programı vardı ekranda, maça 3 saat kadar vardı.. Şampiyonluk arifesi olduğundan, son şampiyonluğun anısı olarak 100.Yıl kutlamalarını göstermeye başladı yayıncı kanal.. Kendisini gördü o yeşil çimlerin üzerinde Kapalı'yı selamlarken.. Utandı içinde oluşan hislerden ötürü..
Bardağından büyükçe bir yudum aldı.. Daha tam olarak ayılamamış kafası, boğazından aşağıya doğru her hücreyi yaka yaka inen o alkolün etkisi ile kısa sürede yeniden uyuşmaya başlayacaktı.. Maç saatine kadar sızarım diye düşündü, Viski şişesinin yanında unuttuğu cep telefonunu elinde aldı, kaba hareketler ile kapat tuşuna bastı ve kapattı..
Yarı dolu bardağı kafasına dikti ve oturduğu koltuğun yanındaki sehpaya bıraktı..
Gözlerini kapatırken kendi kendine söylendi..
"Şampiyon olursa Beşiktaş ...tiririm kendimi.."
"Şampiyon Beşiktaş, ..tin sen beni.. "
taksim
*gerçek ile alakası yoktur.
Afiyet Olsun #6 - Şampiyonluk İçin Yeter..

Merakla her gün bakıyordum resmi siteye.. Bir şekilde bir araya gelmeleri yeterdi, Uğur İnceman kutladı bu hafta doğum gününü, doğum günü bahanesi ile birlikte bir şeyler indirmiş oldular midelere..
Şampiyonluk için bu kadarı yeterlidir. Bir haftasını biz çözdük bu totemin, artık önümüzde engel kalmadı bu hafta ile beraber..
Seriyi de bitirmiş olduk böylece..
Önceki postlar için buraya, buraya, buraya, buraya, buraya, sonra da buraya..
Viva.. 2-1

Şöyle sayılı dakikalar kalınca o mutlu An'a, yazacak şeyleri toparlamakta güçlük çekiyorum. Bir an önce bitse diyorum bir yandan, diğer yandan da hep böyle olsa lan.. diye geçiriyorum içimden..
Başıyla, sonuyla muhteşem bir gündü 24 Mayıs..
Semtte, şairlerde, mabedde.. Herkes inanmıştı Mutlu Son'a..
Günün en güzel hareketi de takımdan geliyordu.. Ernst çağrıldı, takım geldi.. Oha lan yanlış anladılar diye Ernst bir daha çağrıldı, yine takım geldi.. Her futbolcu ismiyle beraber tüm takımın, maç öncesi ısınmayı bırakarak yanımıza gelmesi, zaten çıldırmak üzere olan taraftarın tamamen kafayı yemesine, gazlanmasına sebebiyet verdi.. İyi oldu..
Değişik bazı gazlardan nasiplenmiş gibi görünen kamil'in çabaları da sonuç vermedi..
Sonucunda, arada duraklamalara rağmen taraftarın da geçer not aldığı nefis bir derbi günü mutlu sona erdi..
En son maçta, aynı yoldan ne olacak lan bizim bu halimiz düşünceleri içerisinde semte yürüyen taraftar, bu sefer sevinçten ne yapacağını bilemedi, daha sonra bir kısmı sevinçten ne yapabileceğini buldu ve semtten geçen belediye otobüslerinden birinin üzerine çıkıp tepindi maçtan sonra.. :)
Ve geçen sezon galatasaray maçından önce, semtte yapılmış düzinelerce ufak pankarttan bir tanesi, maç sonrası hissiyatı anlatabilecek en güzel sloganı taşıyordu hala..
Viva Orgazm..
taksim
Başarısız Hacker Recai #2
Hatırlayacağımız üzere başarısız hacker recai ilk macerasında rapid şifresi çalmayı denemişti. Buraya tıklayarak gidilebilir.
Serinin ikinci ve son bölümünde şunlar oldu;
-200€ İstemiştik premium şifremiz için.. Kendileri de ben öğrenciyim abey, nasıl yollayam sana o kadar parayı. Hem ben anlamıyor sen hangi para falan.. demişlerdi..
Cevapladık.
Hackerim ama kibarım da havası veren kardeşimiz, aşağıdaki mesajı ile kimin kiminle t.şşak geçtiğini çözemediğimiz Başarısız Hacker Recai serisine son noktayı koydu.
Lan Federasyon !!!
Sabahın ilk haberi, en kötü haberi.
Son Hafta maçları Cumartesi oynanacak..
Pazar sabahı Açıköğretim sınavı.. Rezalet !!!
Kahvaltı

Takımın maç öncesi hafta içlerinde, totem diye takip ettiğimiz "birlikte yemek yemek" alışkanlığı vardı biliyoruz. Gerçekten de, yemek yemedikleri maç haftalarında puan kaybetmişlerdi..
Bu hafta da yemek yemediler. Belki de yediler ama, resmi sitede haberlerini duymadık.
Stada yakın bir otelde kampa girmişler, yedikleri içtikleri ayrı gitmiyordur şu an kesin.. :)
Ama bu hafta totemi değiştiriyoruz. Bugüne kadar onlar yedi yemeği, yarın biz yiyeceğiz kahvaltıda. Bu haftanın öznesi biziz.. Sahada karşılığını görmek dileği ile..
Güzel başlayıp güzel bitecek bir maç günü için yarın sabah 11:00 ...
"Şeker Kafe"
Beşiktaş
Pascal...
Başarısız Hacker Recai
Başlık biraz karikatür dergilerindeki ufak seriler gibi oldu ama, yaşadığım olay da farklı değil. Bir süredir Premium RapidShare hesabıma birisinin musallat olduğunu, sürekli rapidden gelen Password Request mesajlarından biliyordum.
İnatla her gün aynı şeyi deneyen bu arkadaşın sonunda pes edeceğini düşünürken, kendisi daha bomba bir şey yaparak bizzat benden hesabın şifresini istedi mail yoluyla.
Dünya üzerinde böyle bir olaya rastlanmış mıdır merak ediyorum, arkadaşa cevabımız da gecikmedi zaten.. :)
Yollasın 200€, canım feda O'na..
ehehe
Gümm !!
Uefa Final 2009 Anıları...
Semtten vapurla kadıköye geçerken, CL finaline nazaran daha sönük bir maç geçer diye tahmin ediyordum. CL finalinde "maç öncesi ortam" yerine "maç öncesi yolculuk" etabına tabi olduğumuzdan dolayı liverpool taraftarı ile fazla kaynaşamamıştım, intikamımı almak istiyordum aslında :)
Kadıköy meydanı saat 5.5 itibarı ile dolmaya başlamış görünüyordu. Üzerimde Beşiktaş antreman forması, arkadaşımda beşiktaş kaşkolu, sağ sol dolanırken ilk takımdaşımıza rastladık. Bizim semtin, yaşı kemale ermiş abilerinden biriymiş gibi duruyordu, kime benzettim bilemiyorum ama birine benzetip, oo dayı nabıyon kıvamında elini sıktım. Dayının; Biz almanyadan geldik aha bunlar da hanselle gratel -tabiki isimler uydurma ama elemanların gerçek isimlerini hatırlayamıyorum. :) - şeklindeki ilk açıklaması ufak bir dumura sebep olduysa da, direk almanlarla haftasonu oynanacak derbi maçın muhabbetine girip, final konusundaki iyi dileklerimizi ileterek yeni tanışmalara yelken açtık..
Asıl amaç şaktarlılar ile konuşup kaynaşmaktı ancak, bulunduğumuz iskele bölgesi daha yoğun olarak Werderli taraftarlar ile doluydu. Bazıları Beşiktaş'ı tanıdı, bazıları logoya baktı baktı çözemedi.. İçi atkı dolu zabıta aracının yanından geçip, bir grup Werder'liye haftasonu oynanacak maç ile ilgili konferans verirken, bizimkiler zabıtadan atkı istemeyi düşünüyordu, karar dönüşte isteyelim, verirler lan.. şeklinde çıktı. 20 Dakika sonra stad çevresinden yine iskeleye yönelişimizde aynı zabıta aracını bulamamamız canımızı sıktı. 1.5 saat olmuş, hala bir "Sadece Şaktar" atkısı bulamamıştık.
Neyse ki tesadüf sonucu iskelede, tek kat güzel bir şaktar atkısı bulabildik. Yemeğin ardından Kurbağalı dere çevresinden dönüp, fenerium tribünü arkasında biletlerimizi de aldıktan sonra vakit geçirmeye başladık. Gün boyunca isteyip, hiç gerçekleştiremediğimiz şaktarlılarla atkı değiştirme olayını kovaladık, beceremeyince korsan forma satanlarla kanka olup satışa başladık. Sloganları tahmin etmek zor değildir, görüp geçen olduysa eğer; evet o zırtapozlar bizdik :) 
Korsancıdan alınan şaktar forması ve atkısına, bendeki şaktar atkısı da eklenince -tipi de saymazsak, çünkü bildiğin türk tipi- ukraynalı gibi görünüyorduk. Birkaç kişinin heey i love you lucescu şeklindeki yaklaşımlarının hemen ardından, türkmüş lan bunlar ! diye şaşırmaları bizi bayağı güldürdü..
Bilet işi peşimizi gittiğimiz hiçbir maçta bırakmıyor. Yine dostlardan gelen telefonlar, boştaki biletler vs. şeklinde haberler alıyorduk. Ama tam 4 No'lu kapı girişinde birbirinden koparılmamış 3 tane bileti yerde bulmamız fazla geldi bize.. 
Aynen geri çıktık tabi, satarız lan atkı paralarını çıkartalım diye, nitekim abi antepten geldim bokunu yiyem diye peşimize birisi takıldı daha 1. dakikada. Al hadi tamam dedik, verdik biletini.. Dünyanın en şanslı adamıydı belki o an için. Kalan iki biletin bir tanesini 10TL'den, bir tanesini de 25TL'den verip atkı paralarımızı çıkarttıktan sonra stada girebildik.
Stad için söylenebilecek çok şey yok. Hayatımda ilk kez böyle bir tribüne girdim diyebilirim. Samiyen'in de protokolünden maç seyretmişliğim var ama, Aziz Yıldırım'a helal olsun, çok deli olmuş içerisi.
Bulunduğum tribün biraz sosyetikti. Dolayısı ile Guiza'nın işediği klozete işeyebilme -o çıktı ben girdim-, Mustafa Doğan'ı, Aykut Kocaman'ı, Fırat Aydınus'u -spor giyim, Werder-Şaktar atkısı-, Yunus Yıldırım'ı, Cüneyt Çakır'ı, adını çıkartamadığım tamamen dazlak bir hakemi daha görebilme, Ali Gültiken ile foto çektirebilme şansım oldu. Özellikle ikinci yarısında rezalet bir futbol oynanan final'in en güzel yeri olan seramonide, Luce'ye iki üc adam uzaklığında olmak çok sevindiriciydi. Ben o uzaklıktan Beşiktaş Atkımı gösterirken, Protokol tribününün diğer bölümünde olan bizim arkadaşlar da elini sıkma şerefine vakıf olmuşlar, tebrik ederiz. Seramoniyi, fenerium tribününde holigan misali koltukların üzerine çıkıp, arkamda seyreden Cüneyt Çakır ile, Cüneyt Hocam derbiyi alma şansınız nedir sorusuyla başlayan kısa bir muhabbetimiz de oldu. Kendisi sürekli gülümseyerek cevap vermesine rağmen, ser verip sır vermedi. Zaten yönetmeyecek, hakem de belli oldu. :) Fırat Aydınus'u bir kez daha görebilseydim, kesin foto çektirirdim.. Ama göremedim.
Stada girerken, ilk arama noktasından hemen önce, sırtımda yazan Beşiktaş JK 'yi görüp Fabian Ernst muhabbeti yapmaya çalışmıştı bir taraftar. Hemen O'nun arkasında, Ernst'i tanıdığını söyleyip yarın buluşacağını da ekleyen bir abimiz çıktı Werder'li.. Oradaki kargaşada kendisini kaybetmiş olmama inanamadım maç boyu. Biraz daha konuşmak, en azından bi seviyoruz seni mesajı yollamak çok istiyordum, ama olmamıştı. Maçtan sonra avrupa yakasına geçip asıl semtimiz taksime geldikten sonra, İstiklal'in girişinde aynı abiyi görmek hem şok etti, hem çok sevindirdi. Kendisi de beni tanıyınca, kısa vadeli koyu bir Ernst muhabbeti yapmayı başardık. Sevgilerimizi ilettik, iyi oynamasını devam ettirmesini istedik ve ayrıldık. Yaşlıca olmasından mütevellit acaba Ernst'in babası mıdır dedik kendi kendimize ama, bize Ernst benim arkadaşım diye tanıtmıştı kendisini, emin olamadık.
Yine maç öncesi iskele civarında, uzaktan üzerimizdeki Beşiktaş materyallerini görüp gelen ve bizimle yarım saat kadar Beşiktaş muhabbeti yapan Cristoph ve arkadaşı da, Biletix'i tarif etmemize rağmen bilet alamamışlar bu sabah öğrendik telefonda. Maça gelmek için dönüş biletlerini Pazartesiye alan bu meraklı iki alman gencini büyük bir ihtimalle mabedimizde ağırlayacağız Pazar günü. Bilet işini bir şekilde çözdükten sonra, onlar sürekli bağırıyorlar, zıplıyorlar.. Görmek istiyoruz dedikleri tribüne, canlı tanık olacaklar.. Hele bir de erken yazarsak golü, her hafta gelirler artık Werder'i bırakıp..
Neyse, çok uzattım.. Resimler ile bitiriyorum. 2. yarı itibarı ile şarjı biten 5mp'lik telefonuma da inceden saygılarla. (!) Kupa seramonisi VGA kameranın çekebildiği kalitede çıktı, özür dilerim bu yüzden..
Yeni bir finalde görüşmek üzere :)
taksim











