Sağlam Yerimiz Kalmadı.. # ∞
Mesela an itibarı ile resmi sitemizin manşeti;
Futbol takımımızın maçının hakemi kuddusi olmuş..
Ulan El-Amin'in orada işi ne..
Ne zaman düzelir diye anket açsak, birazdan düzelir şıkkını kimse işaretlemez herhalde..
Sonradan Fiyasko Not : El-Amin fotosu 16:47'den, 23:50'ye kadar resmi sitenin manşetinde kalarak kendi kulvarında yeni bir tarih daha yazdı. Olaydan sonra El-Amin'in yakın çevresine yeniden Beşiktaş'a dönebileceğinin sinyallerini verdiği iletildi..
taksim
Dünün Ardından
Dün maçtan sonra futbol yazmak, futboldan konuşmak bizim için en son şey oldu yine. Türkiye'de futbol maçlarından sonra en son konuşulan şey "futbol" olmuştu son zamanlarda, bu hastalık bize de bulaştı. Taraftara futbol izlettirmemek, konuşturmamak için ellerinden geleni yapıyor bazı insanlar. Yaşanan olaylar sonrasında insana gereksiz bir eylem gibi geliyor. Ama şunları söylemeden içim rahat etmeyecek.
Şu 4-3-3 taktiğini kim bulduysa iki elim yakasında olacak. Kesin bir ingiliz falan bulmuştur zamanında! takımı kurcalaya kurcalaya ama o adama da kızamıyorum, o da Beşiktaşı izlese "lan bu değildi benim söylediğim" der ya da öldüyse kesin mezarında ters dönmüştür. Bir işi başarmanın ortaya güzel bir şey çıkarmanın yolu elindeki malzemeleri nasıl doğru şekilde kullandığından geçer. Bir aşçı da bunun farkındadır bir inşaat ustası da ama Mustafa Denizli şapkadan tavşan çıkaran illüzyonisti oynamaya devam ediyor. Yüzünü sadece sahaya döndüğünde futbol gerçekten basit bir oyun Amerikayı yeniden keşfetmeye gerek yok.
Beşiktaş taraftarına kimsenin kızmaya laf söylemeye hakkı yok. 5 sene dayanan taraftar en sonunda yumurta da atacaktı küfürde edecekti gerçek Beşiktaşlının tek istediği bir şey var bu adamdan kurtulmak demek anladığı tek dil dün tribünlerden yükselenmiş ki yerinde duramadı saldırganlaştı.
Maç 3-0 olunca flashback yaşadım karşımda Mustafa Denizli vardı kameralara dönmüş "Wolfsburg güçlü bir takım ama büyük bir takım değil" diyordu. Büyük değil değil mi he benim Mustafama sende haklısın he.
oneblood
Lann.. Lann..
Maç öncesi şairlerde Ernst'in haberi gelince biz de zaten karaları bağlamıştık.
Ama umut işte, insan bir atak bekliyor, takım iki pas yapsın istiyor.. Hiç bir şey yapamasa dahi koşan mücadele eden veya etmeye çalışan topçular görmek istiyor o formanın içinde..
Nerdee..
Hoca desen zaten alem..
"Pratik ve teorik çalışmalarınızı sahaya koyduğunuzda başarılı olursunuz. Bu akşam elimizden geleni yaptık ama başarılı olamadık... "
Lafa bakarmısın .. Lafa bakarmısın..
Küfür etmemek için kendimi zor tutuyorum. Yazık ettiniz lan koca Beşiktaş'a.. Bu günleri hak etmedik biz anasını satayım..
Son söz de başkana;
Bu işler seviye seviye olur.. Dün yeterdi, bugün siktirolgit oldu.. Yarın aileye saracak bu tribün sıkıldığında siktirolgit demekten.. İyisi mi, sen bize el kol yapmayı bırak da harbiden git buralardan..
Cümle alem bizi ana avrat kayıyor diye ayıplamadan, sen bak yoluna işte; şirketlerinle falan ilgilen.. Fenerbahçe maçlarına git..
Uzun süre ne adını duyalım, ne suratını görelim ..
Allah seninde yönetimininde belasını versin.. Topunuzun belasını versin..
taksim
Av Vakti
15 günce Beşiktaş Şampiyonlar ligindeki umutlarını Almanyada sürdürme kararı alıp maça kader maçı olarak çıkmıştı. Maçtan sonraki yazımda bir de bunun İnönüsü var demiştim. Sıra geldi o güne. O günkü takımı eleştirirken kadronun korkak, geriye yaslanan bir ekipten kurulduğunu yazmıştık. Beşiktaş ligde o seriyi son 2-3 senede yakalasa da Avrupa maçlarında İnönü'de gerçek bir "ev sahibi" gibi oynamıştır. Zaman zaman taraftarın desteğiyle zaman zaman da futbolcuların azmiyle. Daha kadroyu bile tam görmeden çok yorum yapmak doğru olmaz çünkü sakat futbolcuların bile durumu maç saatinde belli olacak. Ama kendi evinde gol bulamayan kurtköylülere gerçek Beşiktaşı burda göstermek lazım. Sanırım Mustafa hocada bizim kadar hırs yapmış. Basın toplantısında sezon başından beri ilk kez bu kadar hırslı ve inançlı konuştu. Wolfsburgu güçlü görüyoruz ama büyük görmüyoruz derken karşı takımı küçümsemek amacında değil inançların ne kadar üst seviyede olduğunu gösterdi. Bu gece Kartalın Kanatlarını açma ve kurt avı vaktidir.
oneblood
Beşiktaşımız - Ankaragücü
Kar değil kasırgalar fırtınalar kopsada
Allahın hergünü çatışmalar çıksada
Haydi bastır Beşiktaşım şampiyonluğa.....
oneblood
Spor Meydanı @ CemTV
İsim isim afiş ettiği insanların karşısında sürekli durabilmek, Beşiktaş İnönü Stadı'nın güvenlik kamera görüntülerini TV'de yayınlayabilmek, insanlara bir şeyleri itiraf ettirebilmek öyle her yiğidin harcı değil. "Tuğrul Yenidoğan Arşivi" şeklinde özel isim halini almış her soruya cevap kayıtlardan bahsetmiyorum bile.
Şimdi programda konuşulana bakıyoruz. Genel anlamda Endüstriyel Futbol'u benimsemiş bir olması gereken anlayışı. Kapalı tribünün zengin kesime verilerek, bizleri kaba tabirle kale arkalarına sürme fikri, fakir edebiyatı olarak aşağılanan "parası olmayan maça gelmesin arkadaş" klişesinin savunulması, Avrupada oturmuş sponsor köpeği yönetim, yönetim köpeği taraftar modelinin reklamının yapılması vs. vs..
Kaynak olarak gösterilenler de, Beşiktaş tribününün yönetim aleyhine ciddi olarak dönmeye başlaması ile birlikte stadda gelişen olaylar. Gruplaşmalar, çatışmalar.
Şimdi burada bir ayrım yapılması gerekiyor. Tuğrul bey fişliyor tek tek. Fişlediği adamların, yönetim tarafından oraya tek tek konulduğunu, her birinin cebine "protesto engellemek" amaçlı bilet+para iliştirildiğini bilmeyen yok. Öldürmek için programlanmış bu adamların nasıl bir rant için savaştıklarına insan şaşıyor kalıyor hatta.
Buraya kadar tam istediğimiz gibi gidiyor sayın Yenidoğan. Hatta Yıldırım efendinin "temizlik" açıklamaları da işin kirli kısmının bu kadar yüzeye çıktığından mütevellit yapılmıştır diye tahmin ediyorum. Çünkü geçmiş zamanlarda olanlardan çoğu insan haberdar değil iken, şimdi bütün Beşiktaş Camiası CemTV başında program seyrediyor. Dolaylı da olsa neyin ne olduğunu anlıyor...
Sonra bakıyorsun, Tuğrul bey bir anda," bu konuda afiş etmediği" ellerinden tribündeki tek varlıkları olan "set" alınmak istenmiş insanlar hakkında atıp tutmaya başlıyor. Yok efendim amigoluk abiden kardeşe geçermiş, setin etrafında 40 yaşında abiler olmazmış vs. imiş. Falanmış filanmış. Bunları yorumlayarak, eleştirebilmek için biraz içinde olmak gerekir. Nelerin yaşandığını görmek gerekir. Eskiden içinde olmak yetmiyor çünkü. Kendi de söyledi, eski ile şimdi arasında fark var. Hem güçler anlamında, hem yeni gelen insanların yapabilecekleri anlamında.. Tüm hikayeye uymayan, canımızı sıkan en büyük parça burası işte. Tabi unutmadan söyleyelim, "masum değiliz hiç birimiz."
Bu noktada Beşiktaş'ı dışarıdan takip eden adamın kafasına da yanlış düşünceler sokulmaya başlanıyor. Gelenek olarak bahsettiğimiz ve arkasında durduğumuz bir düzen ile, öldürmeye programlanmış yaratıkları bir tutarak bu sefer yönetimi ayırıyor işin içerisinden o konuşmalar ile. Herşey ortada iken, muhabbeti döndürmek gibi bir şey bu. Yönetimin adamlarını yerden yere vururken, yönetimi işin dışında tutmak; üstüne neredeyse tebrik etmek.. Emniyeti, gösterdiği adamları yakalaması için yönlendirirken; medya karşısında Demirörenin bir hesap vermesi gerektiğini belirtmemek..
5 Dakikada bir ağızlarının payını Tuğrul'dan alan konukları da es geçmek olmaz programda. Adına besteler yapılmış bir yüz karası olan Muhittin Boşat'ın sütten çıkma ak kaşık misali yorumlarını, her bokun ince detayını dahi bildiğinden emin olduğumuz Sinan Vardar'ın çocuklarını öne sürerek ettiği inkarlarını, bilgi işlem sorumlusu gibi duran fenerbahçeli yorumcuyu ve programa hiç bir katkısı olduğunu düşünmediğim galatasaraylı olanı da şaşkınlıkla izliyoruz. Son programda Muhittin laptopa bakmak suçundan fırça yedi mesela..
Şarkı araları da enteresan. Daha önce spor programlarında görülmemiş şey.. Merak ediyorum, kendi arşivinden çıkartığı ve muhtemelen aşık olduğu bu parçalar stüdyoda da çalıyorsa, eşlik edip kendinden geçiyor mudur ? Eğer geçiyorsa, konukların tepkilerini daha fazla merak ediyorum.. Bilmeden kafa sallamalar, ufak nakarat eşlikleri, tuğrulun yanında çok sırıtmamak için kasmalar falan.. Komik oluyordur tahminen..
Bir yere bağlamayacağım sonunda, bağlanacak yeri zaten serinin sonunda belirleriz.. Dizi gibi izliyoruz.. Neticede program iyi reyting yapıyor diye tahmin ediyorum. Bölümlere ayrılmış videolar, yeni program için insanları meraklandırıyor vs.. İzlenecek ve bir şeyler öğrenilebilecek, belki ulan ben bunu gördüm/bunu tanıyorum denilebilecek bazı durumlara tanık olduk ve olmaya da devam edeceğiz.. Yollanan mailleri direk okuması da enteresan ki tecrübeyle sabittir :)..
Son olarak, Optik Başkan'ın ilk röportajını izleyenler anlamıştır, çok büyük bombalar çıkacak gibi o konuşmadan..
CemTv'den şimdilik bu kadar..
taksim
Beşiktaş Taraftarından Türk Taraftarlarına Bir Katkı Daha !
Öte yandan, Kasımpaşalı taraftarlar karşılaşma boyunca kulüp yönetimini istifaya davet ederken, kulüp başkanı Hasan Hilmi Öksüz’e yönelik "Başkan olsana, başkan olsana, Karagümrük’e başkan olsana" tezahüratları yapıldı.
...
http://fanatik.ekolay.net/Vural-Hakettigimiz-bir-galibiyet_3_Detail_283_150523.htm
Destek olmayı öğrettik, eksik kalan yerlerinizi de tamamlıyoruz.. Ayıp yorgan altında bile kalmadı, helal olsun size..
Ağızlara sakız; iyidir.. Hayırlı çiğnemeler..
taksim
Bir Eskişehir Hikayesi.. 0-1
Dışarıda tam bir grip havası var.. Öğlen saatleri.. Güneş tepede, Ekim ayından utanmadan yakıyor da yakıyor.. İç Anadolu iklimidir, dondurur diyerekten yanımıza aldığımız uzun kollular da stadın hemen dışında boş boş saat öldüren bizler için yastık konumunda..
Bir baş ağrısıdır tutturuyor o sıralar.. Başta geçer diye bakıyorum, şerefsiz azdıkça azıyor sonra maça doğru.. İşin garibi, neredeyse herkes aynı ağrıdan muzdarip. 4 kişiyiz, ikimizde fena tutmuş durumda.. Kafayı oynatıyorsun ağrıyor, bağırıyorsun ağrıyor.. Dayanılmaz bir anına denk geldiğinde, çıkıyorum eczane aramaya, ilaç alıyorum baş ağrısı için.. Sonradan o ilaç, 4 5 kişinin dermanı oluyor. Ama sanırım etkisi pek olmadı, ilacı çıkarttık; ağrıyı çıkartamadık bünyeden..
İlaçtan dönerken ufak bir mevzu oluyor eseslilerle, tesadüfen ortasında kalıyorum.. Alçakgönüllülüğe hiç gerek yok, olayı başlatanlar da es es taraftarı, 4-5 kişiden kaçan 30-50 (bi ara bu sayı abardı 200 oldu ama haksızlık etmeyelim :P ) kişi de es es taraftarı.. İnsan bu tabloda anlaşılabilir bir yan arıyor, ama bulamıyor..
Neyse.. Akşam soğuğu, ufaktan üst baş giydirmeye hazırlandığı sıralarda stada giriş yapıyoruz. 50 TL bilete para vermek koyardı ama bilet allah kerim gidip çaresiz kalınca arkadaşlarca toplanan paraya cepteki son liraları eklemek de ayrı koyuyor..
-İstanbul'dan kalkan otobüs yok diye biliyorduk zaten, biletten de ümidi kesmiştik ama, bir şekilde içeri girilir diye düşünüyordum eninde sonunda. Yeterli kalabalık olamamanın üzerine grubu sahiplenecek "bizden" bir abi de olmayınca, 50TL veremeyen İstanbul grubunun dışarıda kalışını sadece seyredebildik malesef ki..-
İçerideyiz.. Tribünün durumu ilgilendiriyor bizi, kimin sette olduğundan ziyade.. Sahipsiz kalmıyor tribün en azından diye teselli buluyoruz. Sette karagümrük ve asya var.. Çağırılan futbolclar tek tek geliyorlar tribüne, önceki maçların aksine.. -Bu arada es ese az önce inceden dokundurdum ama, görsel anlamda maç öncesi yapılan maytap olayı güzeldi, hakkını vermek gerekir. Zaten kendileride itiraf edeceklerdir ki, görsellik haricinde koskoca tribünün bir hiçten farkı yok..-
Maç başlıyor ısınmalardan sonra. İlk 10 dakikada pozisyona rahatlıkla girebilen ama sürekli yanlardan orta yaparak sonuca gitmeye uğraşan bir Beşiktaş izliyoruz. Nihat'ın kaleciye oranı, Bobo'nun araya sıkışması, Ekrem'in arkaya düşen toplardaki yeteneksizliği, bu hamlelerin hepsini boşa çıkartıyor.. 30. dakika geçilirken Beşiktaş orta bile yapamaz bir hale bürünüyor sonra sonra..
İlk yarı bitiyor.. Soğuk etkisini göstermeye fena halde başlamış, baş ağrılarımız en üst seviyede kafamızı biperken, bir değişiklik gerek şeklinde konuşmalar duyuyorum yandan.. Nitekim, güzel hocamız (!) ikinci yarıya akla hayale gelmeyecek bir değişiklik ile başlıyor.
Muhteşem(!) bu değişikliğin ardından zaten iki topu yapamamaya başlamış takım, iyice zıvanadan çıkıyor.. Eskişehir az daha iyi oynasa gol bile atacak yani.. Kendisi hakkında özel olarak bir takım kelimeler edeceğim Rüştü, sahneye çıkıyor sonlara doğru.. M. Palermo'ya taş çıkartan bir kafa vuruşu ile golü engelliyor.. Hadi topun azizliği diyelim, şimdilik üzerini kapatalım..
...
81. dakika geride kalırken, oynanan futboldan mütevellit içinde umut taşıyan olduğunu sanmıyorum.. Normalde böyle golleri Beşiktaş bulamaz, hatta yer.. Defanstan boşa vurulmuş bir kafa topunda, takımın en hızlı koşan adamı bir anda karşı karşıya kalacak; ayağı ile topa dokunamaması yüzünden kaleciye de çalım atarak topu boş ağlara yollayacak... Yok canım :)
1-0'dan sonra yine aynı tablo; kafayı yiyen Beşiktaş Taraftarı.. Neredeyse çizgiden auta kafa vuran eskişehir forvetleri, 5 dakika penaltı mı verdi diye g.tümüzden ter akıtan hakem, o sıçtığım baskısını tecrübesine rağmen üzerinden atamamış bir Nihat..
Ve ardından son düdük.. 3 puanın rahatlığı..
..
Beşiktaş taraftarı için ayarlanmış gar servisi ile dönüyoruz staddan istasyona maç bitiminde.. En zevkli yanı bu işin, maçtan sonra içilen çorba.. Ezogelin 10 numara olur, yoksa mercimek de yeterli sayılır.. Ellerine sağlık mükemmel yapmışlardı, Gar Büfe idi sanırım..
Treni beklerken başlayan uyku sefamız, 4. vagonun koltuklarında da uzun uzadıya devam ediyor İstanbul'a yol alırken.. Saatlerin geri alınmasından mütevellit beklemişiz bile bir saat kadar hatta, uyuyarak avantaja bile çevirildi o yorgunlukla.. :)
Video ile haftayı bitirelim..
taksim
Teknik direktörün yedek kulübesinden attığı gol
Facebook'ta dolaşırken paylaşılan videolar arasında gördüm bu görüntüyü. Tahminlerime göre japonya liginden bir maç ama diğer uzakdoğu ülkelerinden biri de olabilir ayıramadım. Oyunun durduğu bir anda teknik direktör havadan gelen topa ayağının dışıyla vuruyor top kaleye giriyor dönüp tribünden gelen tebrikleri kabul ediyor en sonunda da. Şu videoyu kime izletmek istiyorsun diye sorsalar düşünmeden Rüştü derim. Topa öyle vurulmaz böyle vurulur der kapıyı da çeker giderim.
videoyu buradan izleyebilirsiniz
oneblood
Yollar Var Yollar Uzun..
"Üşenmediniz gittiniz, geldiniz, koştunuz peşinden taa nerelere kadar.. Helal olsun size.."
...
Açıyoruz yarın sabah ile deplasman sezonunu yeniden.. Kilometre sayacını işleteceğimiz bitmeyen yollarda ilk perde Eskişehir..
11'de Haydarpaşa'dan hareketle..
Sen yüzümüzü kara çıkarma Kartalım..
taksim
Kurtköyden İnönüye
Dün oynanan Şampiyonlar Ligi maçlarında yaşanan sürprizlerden sonra herkes Beşiktaştan bugün yeni bir sürpriz bekliyordu. Maç sonunda skora baktığımızda "ah vahlar" ediyorsak Beşiktaşın sürprizi üst direkten dışarı çıkmıştır. Uzun zamandır Beşiktaşı televizyon başında izlerken yerimde bu kadar oturup kalkmamıştım. Kaçan pozisyonların sonu golle alakasız olsa da insan sürekli golu arayan takımını izlemeyi çok seviyor.
Maç başlamadan önce tünelde Tabatayı görünce kafamızda kadroyu öne göre kurduk ama meğer kadro Tabatasız ve tatsızmış. Deplasmanda yenemiyorsan yenilme olayını anlarım da bu kadar korkak kadroyu anlayamam. Sonradan bozma Ekremin de dahil olduğu üçlü ön libero sistemi istesen de istemesen de geriye yaslanmaktır. Geriye yaslanan takımların ne hale düştüklerini hepimiz az çok biliyoruz, bu hiç değişmeyen sekteye uğramayan bir olaydır. İlk 10 dakika sağlı sollu Wolfsburg ataklarını izleyince skorun ne olacağını merak etmeye başladık. Mustafa Hoca da durumu görmüş olacak ki kafasındaki şablonu bozmak zorunda kaldı Ernsti ve Finki sürekli ileri gönderdi. Bu karar değişikliğinden sonra da oyuna yeniden bir başlangıç yapıp pozisyonlara girdik, rakip olduğumuzu belli ettik. Geçen sene toplam 60 gol atmış üç oyuncunun olduğu takımdan hiç gol yememek kesinlikle defansın iki süper ismi Ferrarinin ve Sivokun başarısıdır, hele hele yanlarında iki İbrahimler varken bunları başarmış olmaları madalyalık iştir. Her zaman savunduğum şeyi yine söylüyorum Ekrem bu takımda sadece sağ bek adamıdır ama o mevkinin de yedeğidir. Neden geldiği hala belli olmayan sadece vucüdu burda kafası hala Getafe de olan İbrahim Kaş sözleşmesine "ilk 11" şartımı koydurdu kıllanmaya başladım. Fink ağzıyla kuş tutsa, tuttuğu kuşa havada iki parende atıp rövaşatayla doksana taksa yine de takımda kalamıycak. Tanrılar Delgado için kurban onu istiyorlar. Nihat ve Bobo iyi ikili olma yolunda, anlaşamadıkları pozisyonlarda bile sürekli konuşuyorlar tartışıyorlar kısa zamanda herşeyi yoluna oturturlar. Biz de Nobreden bir şekilde kurtuluruz. Tello boş yere Şiliye gidip gelmese bu takıma hala çok şey katıcak da dünyanın bir ucuna boş yere gidip gelmek hep bir gömlek düşürüyor topçuları. Bir daha ki gidişinde barda kavgamı eder, karıya kızamı askıntı olur bilemem ama bi 6 ay daha milli takımdan ceza alsa hem onun için hem de Beşiktaş için daha hayırlısı olur.
Bugün Beşiktaş umutlarını kurtların köyünde bırakmadı siz hele bir İnönüye gelin orda görüşelim mesajı verdi. İnsan umutları oldukça yaşarmış ya hani "bir umudum sende anlıyor musun?"
oneblood









.jpg)




